Ana Sayfa  /  DÜŞÜNCE  /  Nuaym bin Hammad'ın Hadisçiliği ve "Kitabu'l-Fiten”i Üzerine Bir Değerlendirme / Ali ÇELİK
  • Facebook da Paylaş
Nuaym bin Hammad'ın Hadisçiliği ve "Kitabu'l-Fiten”i Üzerine Bir Değerlendirme / Ali ÇELİK
  • 06-08-2015
  • 0 yorum
  • 5018 okunma
Nuaym bin Hammad’ın rivâyetlerinin önemli özelliği, istikbâle yönelik bilgilerle dünyanın sonuna ilişkin haberleri içermesidir. “Fitne” yahut meşhur ismiyle “Fiten” kavramı içerisinde incelenen bu tür haberlerin, özellikle Nuaym’ın yaptığı rivâyetlerde âdetâ bir anlamda ‘geleceğin târihi’ yazılmıştır.

GİRİŞ

İslâm toplumunda çeşitli dînî ve siyâsî sebeplerle ortaya çıkan her türlü kargaşa, savaş ve ölümle sonuçlanan olaylar, kıyâmetten önce zuhûr etmesi bek­lenen alâmetler mânâsına gelen el-Fiten ve’l-Melâhim, terimleri, Hadis literatü­ründe, Câmî türü hadis kitaplarını oluşturan ana konularından birini teşkil et­mektedir. Daha çok Hz. Peygamber’in vefatından, kıyâmete kadar olması bekle­nen olaylardan bahseden haberler, genellikle bu başlık altındaki bölümlerde top­landığı gibi, ayrıca, “Kitâbu’l Fiten ve Eşrâti’s-Sâ ‘a’’, “Eşrâtu’s-Sâ ‘a”, “Melâhim”, “Menâkıb”, “Megâzî", “Sıfatu’l-Kıyâme” gibi, bazen yalın bazen de ter­kip halindeki başlıklar altında da bir araya getirilmiştir. Dinî Edebiyatta geniş yer işgal eden bu nevi haberler, bazen bu şekilde bir kısım eserlerin ana bölüm veya alt başlıklarını teşkil ederken, bazen de bu konuda meydana getirilen müs­takil eserler içinde toplanmıştır. Fiten edebiyatı içinde pek çok örneğine rastlayabileceğimiz bu nevi eserlerden ilki, İslâm kültür tarihinin en hareketli ve fikrî çalkantıların en yoğun olduğu hicrî üçüncü asırda yaşamış şahsiyetlerden biri olan Nuaym bin Hammad’ın “Kitabu’l Fiten" isimli eseridir.

Biz bu çalışmamızda onun hayatını, İlmî şahsiyetini ve meşhur eseri “Kitabu’l-Fiten”ini inceleyerek bir değerlendirmede bulunmak istiyoruz.

A. Hayatı

İsmi, Nuaym bin Hammad bin Muâviye bin el-Hâris bin Hemmâm bin Seleme bin Mâlik el-Huzâi el-Mervezî olup, künyesi Ebû Abdillah’tır.1 Doğum tarihi hakkında değişik görüşler vardır. Kitabu-l Fiten'in neşrini2 hazırlayan Sü­heyl Zekkâr, kitaba yazmış olduğu takdim yazısında “...doğum yılını bilmiyo­ruz.”3 diyor ise de, Jorge Aguade, “La İmportanica Del “Kitab al Fitan” De Nuaym bin Hammad para el-Estudio Del Mesianuma Musulman” isimli makâlesinde, doğum yılı olarak (151 /771) tarihini vermektedir.4 Doğum yeri ise, Merv er-Rûz5 yahut Merveşâh-ı Cân ’dır.6 Nuaym bin Hammad bir müddet Hicaz ve Irak’ta kalmış, hadis ilmi tahsil etmiş, daha sonrada Mısır’a giderek oraya yer­leşmiştir.7 Mısır’a ne zaman gittiği bilinmemektedir. Ancak kaynaklar, onun

Mısır’da kırk yıl kadar kaldığından ve Abbasî halifelerinden Mu’tasım’ın hilâfe­ti sırasında (218-227 / 833-842) Mihne olayları8 sebebiyle Irak’a (Bağdat’a) götürüldüğünden bahsetmektedir.9

ez-Zehebî ’nin beyânına göre o, fakîh Ebû Ya’kub el-Buveytî ile beraber götürülmüştür.10 Bağdat’ta Kur’an’ın mahluk olup olmadığı konusunda imtihana tâbi tutulmuş, istenilen cevabı vermediği için de Sâmarrâ11 'da hapsedilmiş­tir.12 (13 Cumâdâ’l-ûlâ 228/18 Şubat 843)’de Pazar günü13 hapishanede ölmüştür. Jorge Aguade’nin, doğum tarihi olarak verdiği tarih dikkate alınırsa, Nuaym bin Hammad, (151-228 / 771-843) tarihleri arasında yaşamış ve 77 yaşın­da vefat etmiştir. Onun hapishane hayatı hakkında, gerek “Târîhu. Bağdad”'ta Hatîb el-Bağdâdî, gerekse “Tehzîbu’l-Kemâl fî Esmâi ’r-Ricâl” ’de Mizzî, şu bil­gileri vermektedir:

Ahmed bin Muhammed bin Sehl el-Hâlidî şöyle der: “(Nuaym bin Ham­mad), Mihne günlerinde, (223-224/838-839) tarihinde hapsedildi, (227/842) tarihinde hapishanede öldü. Vasiyetine uyularak zincire vurulmuş bir şekilde defnedildi.”14 Niftâveyh şu detay bilgiyi verir: “O, Kur’an mahlûk değildir, sö­zünden vazgeçmesi için bağlanarak hapsedilmişti. Ölünce, bağlı olarak (zincire vurulmuş vaziyette) naaşı sürüklenmiş, kefenlenmeden bir çukura atılmıştır. Üzerine cenaze namazı kılınmamıştır.”15 Süheyl Zekkâr, (Nuaym bin Hammad’ın naaşının) zincire vurulmuş olarak sürüklenmesi ve o şekilde defnedilme­sinin, kendisine işkence yapanlara karşı hasım olduğuna işâret olarak kıyâmet günü, o şekilde diriltilmesi için, vasiyeti üzerine yapıldığı da söylenmiştir,” der.16

Ölüm tarihi hakkında da (227-228-229 / 842-843-844) şeklinde farklı tarih­ler ileri sürülmüştür. Rivâyetlerin tercih edileni ise,(228/843) tarihidir.17

B. İlmî Şahsiyeti

Nuaym bin Hammad, hicri ikinci asrın meşhur âlimlerinden ilim tahsil etmiş, özellikle ferâiz ilmi konusunda derinleşmiştir.18 Bu sebepten o, “Ebû Abdillah el-Mervezî el-Fâriz yahut el-Fârizî künyesiyle meşhur olmuştur.19 Aynı zamanda fakîh ve muhaddis olan Nuaym bin Hammad pek çok hocadan ders almış, kendisi de pek çok talebe yetiştirmiştir.

Hocaları:

Mizzî, “Tehzîbu’l-Kemâl fî Esmâi’r-ricâl adlı eserinde Nuaym bin Ham­mad’ın kendisinden hadis rivâyet ettiği elli civarında hocasından bahsetmekte­dir. Abdullah bin Mübârek, İsâ bin Yunus, Ebû 'isme Nuh bin Ebî Meryem, Abdulkuddüs, Velid bin Müslim, Bakıyye bin Velid, Ebû Bekir bin Ayyaş, el- Hakem bin Nâfî, Rişdîn bin Sa’d gibi.20 Nuaym bin Hammad’ın gerek hadis rivâyetindeki durumunu, gerekse yazmış olduğu “Kitâbu’l-Fiten” isimli eserin­deki rivâyetleri daha iyi anlayabilmek açısından bu hocalarından “Kitâb’l-Fiten” ‘de çok sayıda rivâyetleri bulunan bazıları hakkında kısa bilgi verelim.

Abdullah bin Mübârekez-Zehebî’nin İmam, hâfız, allâme, mücâhidlerin ifti­harı ve zâhidlerin önderi Ebû Abdurrahman el-Hanzalî el-Mervezî et-Türkî diye tanıttığı Abdullah bin Mübârek, âlim ve zâhid bir muhaddistir. Ondan hadis rivâ­yet edenler arasında, Yahya bin Main, Abdurrahman bin Mehdî, Ebû Bekir bin Ebî Şeybe gibi pek çok muhaddisin yanında Nuaym bin Hammad da bulunmaktadır. Nuaym bin Hammad onu anlatırken şöyle der: “İbnul-Mübârek’ten daha akıllı ve daha iyi içtihatta bulunan birini görmedim. Kitâbu’z-Zühd'ü okuduğu zaman san­ki kurban edilecek kurbanlık hayvan gibi olur, konuşmaya takati kalmazdı”, el- Müseyyeb bin Vâdıh, İbnu’l-Mübârek’i dinlediğini ve isnadda çok titiz olduğunu nakleder.21 Abdullah bin Mübârek, hicri (181/787)’de vefat etmiştir.

İsâ bin Yunus:İbn Ebî İshak es-Sebeyiy Ebû Amr, Ebû Muhammed el-Kûfî de denir.22 hicri (187/803)'de 80 yaşında vefat etmiştir. Bakıyye, İbnu Vehb, el- Velîd bin Müslim, İsmâil bin Ayyaş ve akranından daha pek çok kimse ondan hadis nakletmişlerdir Ahmed bin Hanbel, Yahya bin Main, Ali bin el-Medînî, Ebû Zür’a, Ebû Hâtim er-Râzî ve en-Nesâi onu tevsik etmişlerdir.23

Ebû ‘isme Nuh bin Ebî Meryem:İsminin Yezid bin Ca’vene el-Mervezî, Ebû ‘isme el-Kurâşî olduğu söylenir. Merv kadısı olup Nûh el-Câmî’ diye mâ­ruftur. Zührî ve İbnu’l-Münkedir’e yetişmiştir. Ancak o ikisinden aldığı hadis­leri tedlis etmiştir. Süfyan bin Abdilmelik şöyle demiştir: İbnu’l-Mübârek’i din­ledim, şöyle diyordu: “Ebû 'Isme’nin rivâyetinden tiksiniyorum.” Ve onun za­yıf olduğunu söylüyor ve ondan gelen rivâyetleri çoğunlukla reddediyordu. Ebû Zür’a, onun hadis rivâyetinde zayıf olduğunu, Dârekutnî’nin de, Metrûku’l-Hadis olduğunu, Nesâî’nin onun güvenilir olmadığım ve hadisinin yazılmayacağım; İbn Hıbban’ın onun isnâdları kalb ettiğini ve rivâyetleriyle ihticac edilmeyeceği­ni söylediğini İbn Hacer nakletmektedir. Hicrî (193/809)'de vefat etmiştir.24

Abdulkuddüs:İsmi: Ebû’l-Muğîre Abdulkuddüs bin el-Haccâc el-Havlânî el-Hımsî, Şam muhaddislerindendir. el-Evzaî, Ahmed bin Hanbel, Buhârî, Dârimî gibi muhaddisler ondan rivâyette bulunmuşlardır. Buhâri, onun, (212/827) senesinde Humus’ta öldüğünü, cenazesini Ahmed bin Hanbel’in kıldırdığım söy­ler.25 Ebû Hatim, onun “sadûk” olduğunu söylerken Dârekutnî, el-Iclî ve İbn Hıbban güvenilir olduğunu beyan etmektedirler26.

el-Velid bin Müslim:el-Velîd bin Müslim, Şam halkının âlimidir. Hicrî 119 senesinde doğmuş, (195/811) senesinde vefat etmiştir. Ahmed bin Hanbel ondan rivayette bulunmuştur Pek çok eser tasnif etmiş, tarih yazmıştır. Ahmed bin Hanbel onun hakkında: Şamlılar içinde ondan daha akıllı kimse görmedim, de­miştir. Ebû Meşher ve başkaları: Velid müdellis idi, bazen, yalancıların sözlerin­den karıştırırdı, der. Ali el-Medîni: Velid’i dinledim, Şamlılar içinde onun gibi­sini görmedim ve sıhhat açısından onun hadislerini garip buluyorum, ona hiç kimse iştirak etmemiştir, der. Sadakatübnül-Fadl el-Mervezî şöyle demiştir: Uzun hadisleri ve Melâhim hadislerim, Velid’den daha iyi ezberleyen hiç kimse gör­medim, o bâbları ezberliyordu. Zehebî der ki: Onun hıfzında ve ilminde nizâ yoktur, ancak Müddellis bir adamdı, bu sebeple onunla işittiği sarih olmadıkça ihticac olunmaz..27 ez-Zehebî, Siyer’inde ise, “Velid bin Müslim bazen yalancı­ların rivayetlerinden tedlîs ederdi” der.28

Bakiyye bin Velîd:Şam muhaddislerindendir. Humusludur. ez-Zehebî onun için şöyle der: O ilim kabıdır, ancak zayıf idrâc yapan râvîlerden, âvâmdan pek çok rivâyette bulunarak o kabı kirletmiştir.29 Ondan el-Evzâî, Şu’be, Nuaym bin Hammad, Dâvud bin Reşîd gibi pek çok muhaddis rivâyette bulunmuştur. Yahya bin Main ve Ebu Zür’a ile onların dışındakiler onun için: güvenilir râvilerden rivâyet ettiği zaman hüccettir derler. İbnü’l-Mübârek: Bakiyye, künyeleri isim, isimleri künye okuyordu. İsimlerle ilgili hususların çoğunda tedlis yapıyordu, der. Ebû Hatim er-Râzî şöyle der: Ebû Meshere’ye Bakıyye’nin yaptığı rivayet­lerden sordum, bana şöyle dedi:

“Bakiyye’nin hadislerinden uzak dur, zira onlar temiz-sahih değildir”

İbn Huzeyme:Bakiyye’nin rivây etiyle ihticac etmem demiştir. İbn Hıbban ise, onun rivâyet ettiği hadisleri incelediğini, tedlis yaptığını; Ebû Ahmed el- Hâkim, onun rivayet ettiği hadislerin Mevzû hadislere benzediğini nakletmekte­dir.30 Bakiyye bin el-Velid, hicri (197/813) yılında vefat etmiştir.31

Ebu Bekir bin Ayyaş:Kûfelidir, ismi ve künyesi hakkında ihtilaf vardır. İsminin Şu’be, ya da Muhammed olduğu söylenir. En meşhuru, Şu’bedir.32 Kendisi İmâmu’l- Kudve olarak bilinir. Ondan İbnu’l-Mübârek, Ebû Davud et-Tayâ- lisî, Ahmed bin Hanbel ve pek kimse hadis rivâyet etmiştir. Yakub bin Şeybe, onun hakkında şöyle der: Ebû Bekir, salahı açık bir kimsedir, fakihtir, haberler- hadis- konusunda âlimdir ancak hadisinde ızdırab vardır. Ahmed bin Hanbel, “cidden çok yanılgandı” der. Yine o, Yahya bin Said’in Ebu Bekir bin Ayyaş’ı hiç önemsemediği, yanında ondan bahsedilince yüzünü ekşiterek geri çevirdiğini nakleder33. Çok   ibâdete düşkün olan Ebû Bekir bin Ayyaş, Hicrî (193/809) sene­sinde vefat etmiştir.34

el-Hakem bin Nâfi’:Ebu’l-Yeman el-Hakem bin Nâfi’ el-Behrânî el-Hımsî. Ondan Buhârî, Ahmed bin Hanbel, Yahya bin Maîn, ez-Zühelî, Ebu Zür’a gibi pek çok kimse rivâyette bulunmuştur35. Buhârî onun hicrî (222/837) yılında ve­fat ettiğini söylemiştir. Ebû Hatim, onun yaptığı rivâyetler için, güvenilir; el- Iclî, mahzuru yok demiştir. Zaman zaman karıştırdığı da olmuştur diyenler de vardır.36

Rişdîn bin Saidbin Müflih bin Hilal el-Mehrî, Ebu’l-Haccac el-Mısrî. el- Begavî şöyle der: Ahmed bin Hanbel’e onun hakkında soruldu da o, sağlam hadis rivâyet etmesini umardım, demiştir. Ebû Zür’a, zayıf hadis rivâyet eder, derken, Ebû Hatim er-Râzî, Münkeru’l-Hadistir, onda gaflet vardır, çok sayıda Münker hadisleri nakletmiştir; Nesâî de onun için: Metrûku’l-Hadistir, hadisle­ri yazılmaz demiştir. Hicrî (188/804)’de vefat etmiştir.37

Talebeleri:

Nuaym bin Hammad’dan rivâyet bulunan birçok talebesi vardır. Bunlar­dan Hadis âlimleri arasında şöhret bulmuş isimler de vardır: Buhârî (256/870), Ebu’z-Zür’a Ç281/894), Dârimî (255/869), er-Râzî (277/890) gibi.38

Fakih ve muhaddis olan Nuaym bin Hammad, ilk “müsned” yazan müel­liflerden kabul edilir. Ebu’l-Hasen el-Meymûnî, Ahmed bin Hanbel’den rivâyet- le şöyle demiştir: “Müsned kitabı olduğunu öğrendiğimiz kimse, Nuaym bin Hammad’dır. ”39 Fakat kaynaklarda zikredilen bu eser zamanımıza intikal et­memiştir.

Bir dönem Cehmiyye40 ve Mürcie41 ye intisap etmiş olan Nuaym, hadis ilminde derinleşince bu fırkalardan ayrılmış, Cehmiyye’yi reddeden çok sayıda kitap yazmıştır. Kaynaklar, bu kitapların on üç tane olduğundan bahsetmekte­dir.42 Nuaym bin Hammad’ın Cehmiyye’den ayrılış sebebini kendi ifadeleriyle şöyle nakledir: “Ben Cehmî idim. Bu sebepten onların sözlerini {düşüncelerini) öğrendim. Daha sonra hadis öğrenince anladım ki onların amacı ta’tîle rücû etmektir. ”43 Ayrıca Nuaym bin Hammad, Irak fıkıh ekolüne de karşı idi. Bu yüzden, Ebû Hanîfe’ye ve onun yakın arkadaşı Muhammed binel-Hasen’e (İmam Muhammed) hücum ederdi.44

C. Hadisçiliği

Irak, Hicaz ve Mısır gibi ilim merkezlerinde hadis ilmiyle de meşgul olan Nuaym bin Hammad’ın yaptığı rivâyetler konusunda güvenilir olup olmayışı, hadis âlimleri arasında farklı şekillerde değerlendirilmiştir. Kendilerinden çok riva­yette bulunduğu yukarıda zikri geçen hocaları hakkındaki bilgileri de dikkate ala­rak bu görüşler topluca değerlendirildiği zaman, şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır:

1. Nuaym bin Hammad, kişi olarak güvenilir, âbid ve sâlih bir kimsedir. Onun bu özelliği güvenilir bazı hadis âlimlerince de tasdik edilmiştir: Ahmed bin Hanbel’e Nuaym bin Hammad’dan sorulunca “O sika’dır (=güvenilir bir kim­sedir)” demiştir.45

Ali bin Hüseyn bin Hıbban şöyle demiştir: “Babamın kendi kitabında el yazısıyla Ebû Zekeriyya’nın şöyle dediğini buldum: “Nuaym bin Hammad, si- katün sadûkun racülün sıdkun (— güvenilir ve doğru sözlü bir adamdır). Ben onu insanların en iyi bileniyim. ”46 İbrâhim bin Cüneyd, Yahya bin Maîn’in, Nuaym bin Hammad hakkında “sika(=güvenilir)” dediğini rivâyet etmiştir.47 Yine ondan gelen başka bir rivâyette, şöyle demiştir: “O karıştırıyor”48

Ahmed el-Iclî, Nuaym bin Hammad için “sikatün sadûkun(= güvenilir ve doğru sözlüdür)” demiştir.49 Abdurrahman bin Ebî Hâtim er-Râzî, babasından naklen şöyle der: “Mahalluhu es-sıdku”50

2. Nuaym bin Hammad, zayıf ve münker51 hadis rivâyet etmekle mâruf olup,yaptığı rivâyetlerde çok yanılan ve karıştıran bir kimsedir. Bazı hadis âlim­leri bu görüştedirler:

Dârekutnî (Nuaym bin Hammad) “Sünnette imam olmakla beraber kesîru’l-vehmdir” yani çok yanılgandır, der.52

Nesâî, “o zayıftır” demiştir.53 Nesâî’ den gelen başka bir rivâyette onun için: “o sika değildir” dediği nakledilmektedir.54 Hafız Ebû Ali en-Nîsâbûrî, Nesâî’nin Nuaym bin Hammad’ın faziletinden, ilim, marifet ve sünnet bilgisi hakkındaki öncülüğünden bahsettiğim duydum. Ona rivâyet ettiği hadislerin ka­bul edilip edilemeyeceği konusu sorulunca şöyle dedi: “O, hadis imamlarından rivâyetlerinde çok teferrüd55 etmesiyle bilinmektedir. Bu sebepten rivâyetleri delil olarak kabul edilmeyecek kimselerdendir.” Şeklinde bilgi vermektedir.56

el-Ezdî şöyle demiştir: “Nuaym bin Hammad, sünneti takviye konusunda hadis uyduran ve Ebû Hanife (Numan bin Sabit) aleyhinde uydurma hikayeler vaz’ eden kimselerdendir.”57

El-Âcurî, Ebû Davud’un şu sözünü nakleder: “Nuaym’ın yanında Hz.Pey­gamberden nakledilen yirmiye yakın hadis vardır, hepsinin de aslı yoktur. ”58 İbn Hıbban’ın es-Sikât isimli eserinde , “o bazen hata eder bazen de vehmeder” dediğini, Mizzî nakletmektedir.59 Ebû Said bin Yunus, “O, güvenilir râvîlerden Münker hadis rivâyet etmiştir” demiştir.60

Mesleme bin Kâsım, “Nuaym bin Hammad, doğru sözlü olmakla birlikte, rivâyetlerinde çok hata yapan bir kimsedir. Melâhim konusunda Münker rivâyetleri vardır. Bazı rivayetlerinde infirad etmiştir. Onun Kur’an’ın mahlûk olup olmadığı konusunda kendine has bir görüşü vardır. Ona göre Kur’an iki tanedir: “Biri, Levhi Mahfuz'daki Kur’an, (O) Allah kelâmıdır. Diğeri insanların elin­deki Kur’an olup, o mahlûktur.” Sanki o, “insanların ellerindeki Kur’an Ta”, elleriyle yazdıkları dilleriyle okudukları şeyi kastetmektedir. Mürekkep, kâğıt, yazı yazan, okuyan ve onun sesi hepsinin mahlûk olduğunda şüphe yoktur. Al­lah’ın kelamına gelince o, asla mahlûk değildir.”61

3. Bazı âlimler de onun, rivâyetleri makbul olmayan kimselerden hadis rivâyet ettiğini rivâyet etmişlerdir. Bunlardan bazıları: İsa bin Yunus, Ebû ‘isme Nuh bin Ebî Meryem, Bakıyye bin Velid, Rişdîn bin Sa’d, el-Velid bin Müslim gibi.

Nuaym bin Hammad hakkında ileri sürülen bu üç farklı görüşün ağırlık noktası: Onun, kişisel olarak güvenilir, âbid ve sâlih bir kimse olmakla birlikte yaptığı rivâyetleri konusunda aynı güvenilirliğe sahip olmadığı yönündedir. Onun halini araştırma konusunda ne kadar mütesâhil olunursa olunsun hemen bütün kaynaklar, onun hadislerinin alınamayacağı, delil olarak kullanılamayacağı ko­nusunda ittifak halindedirler. Zira Nuaym bin Hammad, çok yanılgan (=kesî- rü’l-vehm), zayıf ve Münkerü’l-hadis sahibi kimselerden nakillerde bulunan, bir kısım rivâyetlerinde teferrüd etmiş, hatta bazı âlimlere göre sünneti koruma gayretiyle hadis uydurmuş62 olan bir şahsiyettir. Bütün bu vasıflar, bir hadis râvisinde bulunmaması gereken, onun güvenilirliğini giderici vasıflardır. Mücerred iyi niyet ve sâlih bir kişi olmak hadisin sıhhati ve makbûliyeti için yeterli değildir.

Rivâyet ettiği hadislerin miktarı:

Nuaym binHammad’ın yaptığı rivâyetlerin sayısı hakkında net bir rakam vermek güçtür. Bu gün elimizde olan Kitâbu 'l-Fiten ’inde hadis diye naklettiği çok sayıda rivâyet bulunmaktadır. Ne var ki yukarıda da ifâde edildiği gibi, yâptığı rivâyetlerinin pek çoğunun makbul olmayan ya da mecruh râvilerden nakl edilmiş olması sebebiyle, rivâyetlerine hemen hiç itibar edilmemiştir. Bununla beraber, bazı âlimler tarafından yaptığı rivâyetlerle ilgili rakamlar verilmiştir. Nitekim el-Âcurî, Ebû Davud’dan şöyle dediğini nakleder: “Nuaym’ın yanında Hz. Peygamber’den nakledilen yirmiye yakın hadis vardır, hepsinin de aslı yok­tur.”63 Herhalde bu tesbit, Ebû Dâvud’un ulaşabildiği yahut tetkik edebildiği hadisler olsa gerektir. Yoksa onun, hadis olarak naklettiği rivayetler daha fazla­dır. Nitekim el Hatib el-Bağdâdî’nin Tarih ’inde verdiği şu bilgi dikkatimizi çekmektedir: “el-Husayn bin Hıbban, Nuaym bin Hammad’ın, Ruh bin Ubâde’den ellibin hadis yazdığını, Yahya bin Maîn’den duyduğunu söyler.”64 Ruh bin Ubâde (205/820)’yi, “Tezkiretü’l-Huffaz” ‘da “hafız”65 ünvânıyla zikreden Zehebî, onun hakkında şu bilgileri verir: “el-Hatîb el-Bağdâdî şöyle demiştir: (O), sünnetler, ahkâm konusunda kitaplar tasnif etmiş ve bir tefsir derlemiştir. O sika’dır.” Nesâî ise onun için: “Leyse bi kaviyyin(= O, hadiste kuvvetli de­ğildir) demiştir.” O, çok hadis rivâyet etmesi sebebiyle yadırganmış, hatta Ah­medbin el-Furat oniki yerde onu ta’n etmiştir. ”66 Bütün bunlara rağmen, Nuaym bin Hammad’dın Rûh bin Ubâde’den yazdığı hadislerin sayısında, mübala­ğa var gibi görünüyor ise de, Nuaym bin Hammad’ın “Kitabu’l-Fiten” isimli eseri ile günümüze ulaşmayan Müsned’i de dikkate alındığında, onun yaptığı rivâyetlerin sayısı, elli bin olmasa da Ebû Davud’dun ifâde ettiği gibi sadece yirmi civarında değil, daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. Ama ne var ki, o, bu rivâyetlerinde ya teferrüd etmiştir veya isnadındaki râvilerin cerhedilmiş olma­ları sebebiyle naklettiği rivâyetlerle ihticac edilmemiştir.

Nuaym bin Hammad’ın Kitâbu’l-Fiten’deki bir kısım rivâyetleri, muteber hadis kitaplarında, metin olarak hemen aynı lafızlarla geçmektedir. Ancak Hadis ilminde isnâd’ m son derece önemli olması nedeniyle, onun yaptığı rivâyetlerin isnâdı, mûteber hadis kitaplarında geçen hadis metinlerinin isnâdınm dışında ve pek çok râvisi cerhedilmiş, ta’n edilmiş, ‘münkerü’l-hadis’ olmakla hatta ‘hadis uydurmacısıdır, şeklinde itham edilmiş râviler olması; bir kısım rivayetlerinde ise tedlis ve idrâc bulunması, sebebiyle, rivâyetleri îtabar görmemiştir.

İbn Adiy, onun teferrüd ettiği rivayetlerini “el-Kâmil” ‘de bizzat açıklamış­tır.67 Onun bu açıklamaları daha sonra diğer kaynaklarda da “İbn Adiy”’den naklen zikredilmiştir.68 Biz burada iki örnek vermek istiyoruz.

Nuaym bin Hammad’m rivâyetinde teferrüd ettiği hadislere iki örnek:

1. Nuaym bin hammad,Rişdîn bin Said’den, O, Ukayl’dan, O, İbn Şihab’tan, O, babasından, O da Ebû Hüreyre’den Neb’i (s.a.v)’in şöyle buyurdu­ğunu nakleder: “Eğer bir kimsenin birine secde etmesi gerekseydi, muhakkak (hakkı sebebiyle), kadının kocasına secde etmesini emrederdim. ”

Bu isnadla, Nuaym bin Hammad rivâyetinde teferrüd etmiştir. Çünkü (Rişd- în bin Sa’d...) yolu ile rivâyet, sadece Nuaym bin Hammad’dan gelmiştir.69 İsnâd’da geçen (Rişdîn bin Sa’d)’m cerhedildiğini, ed-Dârekutnî “Kitabu’d-Du- afâ ve’l-Metrûkin” ‘inde zikretmektedir.70 Ayrıca ez-Zehebî, “Mizan"’âz. şu nakilde bulunur: İbn Maîn (onun için) “Leyse bi şey” demiştir. Ebû Zür’a: “Zayf-tır”, demiştir. Nesâî ise, Metruk71tur, demiştir.”72 Aynı hadisin diğer kaynak­larda şu rivâyet zincirleriyle geçmektedir.

Tirmizî’nin Sünen’inde rivâyetin senedi şöyledir: Mahmud bin Ğaylânâ Nadr bin Şümeylâ Muhammed bin Amrâ Ebû Selemeâ Ebû Hüreyreâ Nebî (s.a.v): ...

Tirmizi hadisi verdikten sonra şu değerlendirmede bulunur: “Bu bapta Muaz bin Cebel, Sürâka bin Mâlik bin Cu’şum, Aişe, İbn Abbas, Abdullah bin Ebî Evfâ, Talk bin Ali, Ümmü Seleme, Enes ve İbn Ömer (radıyallâhu anhüm)’den hadis rivâyet edilmiştir. Ebû Hüreyre’nin bu hadisi bu vecihten Hasen-Garîb73 Tir. ”74

İbn Mâce’nin sünen’inde rivâyetin senedi şöyledir:

Ebû Bekir bin Ebî Şeybe -> Affan -> Hammad bin Seleme -> Ali bin Zeyd bin Ced’an -> Said bin el-Müseyyeb -> Hz. Aişe -> Nebî (s.a.v): …

Muhammed Fuad Abdülbâkî, hadisin altına düştüğü notta şu bilgiyi verir: “ez-Zevâid’de şöyle geçmektedir: İsnadda geçen Ali bin Zeyd, zayıftır, ancak hadisin başka tarikleri vardır. Ve yine hadisin Talk bin Ali rivâyetiyle gelen iki şâhid’i75 vardır.”

Ebû Davud’un Sünen’inde ise rivâyetin senedi şöyledir:

Amr bin Avn -> İshak bin Yusuf -> Şüreyk -> Husayn -> Şa’bî -> Kays bin Said -> Nebî (s.a.v):....

2. Nuaym bin Hammad, Süfyan bin Uyeyne’den, O Ebu’z-Zinad’dan O, el-A’reç’ten, o, Ebû Hüreyre’den Peygamberimizin şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Siz öyle bir zamandasınız ki, sizden kendisine emredilen şeylerin onda birini terk eden kimse helak olur. (Sonra) öyle bir zaman gelecek ki, onlardan kendisine emredilen şeylerin onda birini yapan kimse kurtulacaktır. ”

Bu hadis de, Nuaym bin Hammad’ın teferrüd ettiği hadislerdendir.76 Aynı hadisi Kütüb-i Sitte müelliflerinden Tirmîzî de nakletmiş ve şu tesbitte bulun­muştur: “onu, yalnız Nuaym bin Hammad’ın, Süfyan bin Uyeyne’den yaptığı rivâyetiyle bilmekteyiz.”77 Bu rivâyeti sebebiyle daha kendi zamanında eleştiril­miş olan Nuaym bin Hammad, kendisini şöyle savunmaktadır: “Bu hadisi inkâr ediyorlar. Hâlbuki ben İbn Uyeyne ile beraber bulunuyordum.(Ona biri) bir şey getirdi, o da onu kabul etmedi, sonra bana bu hadisi tahdis etti.”78

Kaynaklar, Nuaym’m bir taraftan makbul olmayan rivâyetlerde bulunması­na, diğer taraftan da rivâyetlerinde zaptının zayıf oluşuna delil olarak kabul ede­bileceğimiz şu rivâyeti nakletmektedirler ki, bu rivâyet hadis otoriteleri tarafın­dan reddedilmiştir

Aslı olmayan bir rivayetin hadis diye nakline örnek:

Nuaym bin Hammad , İsa bin Yunus’tan, Onun, Harîz bin Osman’dan, Onun Abdurrahman bin Cübeyr bin Nüfeyr’den, Onun babasından , Onun Avf bin Mâlik’ten merfû olarak rivâyet etmiştir:

Ümmetim yetmiş küsür fırkaya ayrılacak. Ümmetim üzerine fitne olarak onların en büyüğü , (dini) İşlerini kendi reylerine göre kıyas eden bir topluluktur ki, böylece onlar haramı helal, helali de haram kılarlar.”

Muhammed bin Ali bin Hamza el-Mervezî şöyle der: “Bu hadisi Yahya bin Maîn’e sordum, şöyle cevap verdi: Onun aslı yoktur. ”

-Ya Nuaym hakkında ne dersin? dedim.

-O sikadır, dedi.

-Peki sika olan biri nasıl böyle batıl bir hadisi rivâyet eder? dedim.

-Karıştırmış, dedi79

Benzer bir mülâkat, Yahya bin Maîn ile Ebu’z-Zür’a arasında geçer, Ebu’z- Zür’a der ki:

Yahya bin Maîn’e, Nuaym’ın bu hadisini söyledim ve sıhhatini sordum. Onu reddetti (sahih olmadığını söyledi).

-Öyleyse bunu nereden getirdi? dedim.

-Onu karıştırmış, dedi.80

Buhârî’nin Nuaym bin Hammad’dan rivâyette bulunması:

Nuaym bin Hammad’ın talebeleri arasında yer alan Buhârî, ‘es-Sahîh ’‘in­de üç yerde ondan söz etmektedir:

Birincisi: Kitâbu’l-vudû’ da yetmiş dokuzuncu bab olarak geçen ‘Bâbu def- ’i’s-sivâki ile’l-ekber’ başlığı altında kaydedilen hadis ilgili verilen bilgi sadedin­de gelmiştir. Mezkûr hadis ve verilen bilgi şöyledir:

Bize Affan (bin Müslim) şöyle dedi: Bize Sahr ibn Cüveyriye, Nâfı’den, o da İbn Ömer’den tahdis etti ki, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:” Rüyada kendimi bir misvak ile dişlerimi ovalıyor gördüm. Yanıma, birisi diğerinden daha yaşlı olan iki kimse geldi. Ben misvakı onların küçük olanına uzattım. Bana büyüğüne ver denildi. Ben de büyüğüne verdim.

Ebû Abdullah el-Buhârî der ki: Bu metni, Nuaym bin Hammad, Abdullah bin Mübârek’ten, O da Üsâme bin Zeyd bin el-Leysî’den, O da Nâfî’den, O da İbn Ömer’den olmak üzere ihtisâren rivâyet etmiştir.81

İkincisi: ‘Fedâilü’s-sahâbe’ kitabında , ‘Bâbu zikri Üsâme bin Zeyd’ başlı­ğı altında geçmektedir. Bu hadisin devamında Üsâme bin Zeyd ile ilgili olması dolaysıyla onun ana bir kardeşi olan, Haccac bin Eymen bin Ümmü Eymen’in mescidde rükû ve secdeyi tamamlamadan namaz kılması üzerine, İbn Ömer’in ona “namazı yeniden kıl!” dediği rivâyeti, Nuaym bin Hammad rivâyetiyle gelmektedir. Hadis şöyledir:

Bize Ebû Osman (Abdurrahman bin en-Nehdî), Üsâme bin Zeyd (r.a)’-den rivâyet etti. O da, Peygamber (s.a.v)’in, onu (yani Üsâme’yi) ve (Hz,. Ali’­nin oğlu) Hz. Hasan’ı kucağına alarak:

“Ey Allahım, sen bunları sev! Çünkü ben bunları seviyorum ”diye dua etti­ğini rivâyet etti.

Ve Nuaym bin Hammad, İbn Mübarek’ten rivâyetle şöyle dedi: Bize Ma’mer bin Râşid, ez-Zührî’den haber verdi: (O şöyle demiştir): Bana Üsâme bin Zeyd’in kölesi şöyle haber verdi: Haccac ibnü Eymen ibni Ümmi Eymen -Haccac’ın babası olan Eymen, Üsâme bin Zeyd’in ana bir kardeşidir-, (mescide girip namaz kıldı). İbn Ömer onun rükû ve secdesini tam yapmadığını gördü de:

-Namazını yeniden kıl, dedi.

Ebû Abdillah (el-Buhârî) der ki: Bana Süleyman bin Abdurrahman , O da bana Velid bin Müslim , O da bana Abdurrahman bin Nemir, Zührî’den, O da bana Üsâme bin Zeyd’in (azadlı kölesi) tahdis etti: Kendisi İbn Ömer’le birlikte bulunduğu sırada, mescide el-Haccac bin Eymen girip namaz kılmış, fakat el- Hacca, rükû ve secdesini tam yapmamış. Bunun üzerine İbn Ömer, O’na:

- Namazı tekrar kıl, diye emretmiştir.

El-Haccac, dönüp giderken, İbn Ömer bana:

-Ya Harmele!, Bu namaz kılan kimdir ? dedi.

Ben de O’na: ...

-Ümmü Eymen’nin oğlu olan Eymen’in oğlu el-Haccac’tır, dedim.

Bunun üzerine İbn Ömer:

-Eğer Rasûlüllah (s.a.v) bu (sîmâyı) görseydi (Eymen’i ve anasını sevdiği için) muhakkak onu da severdi, dedi. Ve Peygamber’in Üsâme’ye olan sevgisini ve Ümmü Eymen’in doğurduğu erkek ve kız çocuklarını zikretti.

Buhârî, dedi ki: Bana arkadaşlarımdan bazısı, Süleyman (bin Abdurrah­man)’dan Ümmü Eymen, Peygamber’in dadısı idi, diye rivâyet etmişlerdir.82

Üçüncüsü: Buhârî, ‘Ahkâm’ da ‘Bâbün el-Ümerâü min kureyşin’ bab baş­lığı altında geçen hadisin bir mütâbi’inin83: Nuaym bin Hammad -> İbnü’l- Mübârek -> Ma’mer -> Zührî -> Mümuhammed bin Cübeyr tarîkıyla geldiğini ve bu rivâyetle Nuaym bin Hammad’ın mezkur hadisin isnadında geçen Şuayb’a mutâbaat ettiğini ifâde etmektedir.

D. Nuaym bin Hammad ve Mihne Olayları

Tarihte “el-Mihne” diye anılan “Halku’l-Kur’an Meselesi”, Kur’an’ın mah­luk olup olmadığının tartışılması olup, hicri II. yy.’ın ilk yarısında ortaya çıkmış­tır. Bu konuda ilk söz eden, Emevî halifelerinden II. Mervan (127-132/745- 749)’ın mürebiî ve anasının kardeşi olarak tanınan Ca’d bin Dirhem’dir. Sonra ona Cehm bin Safvan; her ikisine de daha sonraları Bişr bin Gıyâsi’l-Merîsî tâbi olmuştur. Bir tartışma konusu olarak ise, Ebû Hanife (150/767) zamanında or­taya çıkmış, onun bütün gayretlerine rağmen bu fitne durmamıştır.84

Mûtezilenin etkisinde kalan Abbasî halifelerinden Hârûn er-Reşîd, Emîn ve özellikle Me’mun dönemlerinde, Kur’an’ın mahlûk olduğu hususu, resmî bir görüş haline getirilmek istenmiştir. Halîfe Me’mûn’un (218/827) yılında Kur’an’ın mahlûk olduğuna inandığını açıklamasından sonra Bağdat kadısı, Ahmed bin Ebî Duâd’m da teşvikiyle Bağdat valisi İshâk bin İbrâhîm’e bir yazı göndererek âlimlerin bu konuda sorguya çekilmesini, Kur’an’ın mahlûk olduğuna inanma­yanların hukûkî ehliyetlerini iptal etmesini emretmiştir. Me’mûn devrim takip ederek gelen bu meselenin ortaya çıkardığı fitne, Mu’tasım(227/842) ve Vâsık (232/846) devirlerinde de devam etmiş, halîfe Mütevekkil Alellah (247/861) dev­rinin başlarına kadar on altı yıl devam etmiştir. Mütevekkil hilâfete geçtiği zaman bu konuya, kendisinden önceki üç halîfenin gösterdiği itibârı göstermemiş hatta (234/848) yılında bu meseleyi tartışmayı bizzat yasaklamıştır. Aradan geçen süre boyunca pek çok âlim ve muhaddisler zorluklarla karşılaşmışlardır. Kimi ölüm korkusunda Kur’an’ın mahlûk olduğu görüşünü kabul etmiş, kimi de mânâsını bilmeden bu görüşe katılmıştır. Kimi de Kur’an’ın mahlûk olmadığını açıkça söylemiş ve bu uğurda başına gelen bütün belaları, hatta ölümü bile sabır ve metânetle karşılamıştır.85 Bunlar arasında Ahmed bin Hanbel, Yusuf bin Yahya el-Buveytî, Nuaym bin Hammad, Muhammed bin Nûh ve Ahmed bin Nasr el- Huzâî’yi sayabiliriz. Ahmed bin Hanbel, halife Mu’tasım zamanında bu mesele yüzünden 28 ay hapsedilmiş ve kırbaçla dövülmüştür. Nuaym bin Hammad ve Şâfii ashabından olan Yusuf bin Yahya el-Buveytî ise hapishanede ölmüştür.86

Daha önce de zikredildiği gibi Nuaym bin Hammad, Mısır’da bulunduğu sırada, halîfe Mu’tasım döneminde Halku’l-Kur’an konusunda imtihana tâbi tutulmak için Bağdat’a çağırılmış, istenilen cevabı vermediği için de Samarrâ’da hapse atılmıştı87 Nuaym bin Hammad’m hapse girmesinin sebebi şüphesiz, Hal-ku’l-Kur’an konusunda istenilen cevabı vermemiş olmasıydı. Ancak o sadece bunu reddedip, Selef ulemâsının görüşlerine tâbi olarak “Kur’an Allah kelâmı olup mahlûk değildir. Hem lafzı hem de manası Allah’ın zâtıyla kâimdir”88 dememiştir. Bu konuda onun kendine has ayrı bir görüşü vardır. Şöyle ki:

Ona göre Kur’an iki tanedir: “Biri Levhi mahfuzdaki Kur’an, o Allah kelâ­mıdır, diğeri insanların elindeki Kur’an olup, o mahlûktur. ” Sanki o, ” insanların elindeki Kur’an’la” onların elleriyle yazdıkları dilleriyle okudukları şeyi kastetmektedir. Mürekkep, kâğıt, yazıyı yazan kâtip, okuyan ve okuyanın sesi hepsinin mahlûk olduğunda şüphe yoktur. Allah’ın kelâmına gelince o, aslâ mahlûk değil­dir.”89 Abdülfettah Ebû Gudde, bu konuda yazdığı makâlesinin dipnotunda şu bilgileri verir: “Vâsık zamanında İmam Şâfiî’nin ashabından Yusuf bin yahya el- Buveytî’ye de işkence edilmiştir. Halifenin Bağdat kadısı İbn Ebî Duât, Mısır kadısına Yusûf’un imtihan edilmesini yazmıştı. Yusûf sorguya çekildiğinde bütün zorlamalara rağmen Kur’an-ı Kerim’in mahlûk olduğunu söylemekten imtina etmiş ve Vâsık’ın yanma da çıksam doğrusunu söylerim, bu uğurda demirler içinde ölürüm de, tâ ki benden sonra bir nesil gelir, bu dâvâ uğruna demirler altında ölenlerin bulunduğunu öğrenir” demiştir. Daha sonra Mısır’dan Bağdat­’a götürülerek zindana atılmış ve (23 l/845)’de Bağdat zindanında prangalar için­de hayata vedâ etmiştir.90

E. “Kitâbu'l-Fiten”in Özellikleri

Kitâbu’l-Fiten’in üç yazma nüshasından bahsedilmektedir. Bunlardan ikisi İstanbul Kütüphanelerinde: Âtıf Efendi, nr.602’de istinsah tarihi:687; Topkapı III. Ahmed, nr.0259491 ’de; biri de İngiltere, Br. Libr. Or. nr. 9449’ de, istinsah tarihi: 706; Kitâbu'l-Fiten’den seçmelerin yapıldığı 604 istinsah tarihli bir diğer nüsha ise, Zâhiriyye, Edeb 62’de bulunmaktadır, bulunmaktadır. Süheyl Zekkâr, Londra’daki 706 tarihli nüshayı esas alarak, Atıf Efendi’deki nüshayla karşılaş­tırmak suretiyle Kitâbu’l-Fiten’i ilk defa olarak 1991 yılında Dımaşk’ta neşretmiştir. Eserde herhangi bir tahriç ve değerlendirme bulunmamaktadır.

Nuaym bin Hammad’m bu eseri, isminden de anlaşılacağı üzere, geleceğe yönelik haberleri içeren rivâyetleri ihtivâ etmektedir. Bu yönüyle bir hadis kita­bı olmaktan çok bir tarih kitabı mâhiyetini taşımaktadır. Eserin bu özelliği kitabı oluşturan cüzler ve alt başlıklarından açıkça anlaşılmaktadır. Bunlardan bazıla­rı şöyledir: Hz. Peygamber’in vefatından sonra olacak fitneler hakkında Rasû- lullahtan ve ashâbından gelen haberler, olacak fitnelerin isimlendirilmesi ve sayıları, insanlar arasında fitne ve belaların yayıldığı vakit ölümü temenni et­mek, bu ümmet içinde gelecek halifelerin sayısı, Hz.Zübeyr’in fitnesi, Benî Ümeyyenin saltanatının yıkılması, Abbas oğullarının çıkması, Abbas oğulları­nın yıkılması alametleri, Türklerin ortaya çıkması vb. gibi.

Eserin matbû nüshası üzerinde yaptığımız incelemede, toplaml966 rivâyet bulunduğunu tesbit ettik. Bunlardan 1649’u Hz. Peygamber’e ve sahâbeye isnâd edilmiş rivâyetlerdir. Hz. Peygamber’e isnâd edilen rivâyetlerin sayısı, müker­rerleriyle birlikte toplam 528’dir. Bunların pek çoğu da Mürsel’dir; hatta Mu’dal rivâyetler bulunmaktadır. Bunlar da dikkate alındığında, Kitâbu’l-Fiten’de j bulunan Merfû rivâyetlerin sayısı oldukça azalmaktadır. Merfü olarak nakledi­len haberlerde kendilerinden en çok rivâyet gelen sahâbîlerden bazıları ve rivâyet sayıları şöyledir: Ebû Hüreyre: 60, Ebû Sâid el-Hudrî:41, Abdullah bin Ömer:30, Ebû Huzeyfe: 27, İbn Abbas: 13, Abdullah bin Mesûd: 12, Abdullah bin Amr bin el-As:11, Enes bin Mâlik: 8. Bir başka özellik, Nuaym bin Hammad’ın kendilerinden en çok rivâyette bulunduğu şeyhlerinin Şam ehlinden ol­masıdır. Bu özellik de dikkate alındığında, Suyûtînin şu sözünün ne kadar yerin­de olduğu anlaşılmaktadır:

Şamlıların rivâyet ettikleri hadislerin çoğu, Mürsel ve Maktû hadislerdir. Sika râvîlerin isnad ettikleri rivayetlerden muttasıl olanlar ise, sahihtir. Fakat bunların çoğu vaaz ve nasihatlarla ilgili konulardadır. İbn Teymiyye bu konuda şu tesbitte bulunur: Hadislerin en sahihinin, Medine ehlinin sonra Basralılarm daha sonra Şamlıların yaptıkları rivâyetler olduğu üzerinde bütün ehl-i ilim itti­fak etmişlerdir.82

Rivây etlerin Muhtevâ Özelliği:

Nuaym bin Hammad’ın rivâyetlerinin önemli özelliği, istikbâle yönelik bilgilerle dünyanın sonuna ilişkin haberleri içermesidir. “Fitne” yahut meşhur ismiyle “Fiten” kavramı içerisinde incelenen bu tür haberlerin, özellikle Nuaym’ın yaptığı rivâyetlerde âdetâ bir anlamda ‘geleceğin târihi’ yazılmıştır. O, rivâyetlerinde yer ve zaman93 göstererek hatta isim94 vererek yaptığı nakiller sebebiyle menfî anlamda tenkitleri- haklı olarak- üzerine çekmiştir. Tenkit nok­tası ise, yaptığı rivâyetlerin muhtevâsının, tarihi geçmişi çok eskilere dayanan ve en geniş örnekleri Yahudi ve Hıristiyan teolojisinde görülen Apokaliptik (= Apocalyptic) kültür verileriyle benzerlik göstermesidir.

“Apokaliptisizme göre Allah, sonu çok yaklaşmakta olan dünya hakkındaki sırları, insanlara anlatmaları için bazı kişilere açıklamıştır. Bu kişiler, söz konu­su gizlilikleri vizyonlar ve rüya aracılığı ile öğrenirler ve yazıya geçirirler. ”95 İşte benzer bilgiler, genelde ‘fiten edebiyatı’, özelde ise, konu ile ilgili olarak burada, Nuaym bin Hammad’ın ‘Kitâbü ’l-Fiten ’ inde bol miktarda görülmek­tedir.96

Dipnot:

1. Muhammed bin Sâ’d, et-Tabakat,u’l-Kübrâ, Beyrut, 1388 /1968, (I-IX), VIII, 519; Ebû Bekir Ahmed bin Ali el-Hatîb el-Bağdâdi, Târihu Bagdad, ts., XIII, 314; Şemsüddin Ebû Abdillah Muhammed bin Ahmed bin Osman ez-Zehebî, TezJdralül-Huffuz, Dâru ihyâi’t-türâsi’l-Arabi, Haydarabad, 1376/1956, india, II, 418; Kehhâle, Ö.R., Mu’cemul-Müelliftn Terâcimü Mu¬sannifi ’l-Kütübi’l-Arabiyye, Beyrut,ts., XIII,112-113

 2. Eser, (1414/1993) yılında, Dârül-Fikir-Beyrut’ta neşredilmiştir.

 3. Süheyl Zekkar, Kitabu-l Fiten’e yazdığı takdim yazısı, s. 5

4. İnstituto Hispano-Arabe de cultura, ACTAS de las JORNADES DE CULTURA ARABE E. islámica (1978) Madrid, 1981 Mukaddime s.5

 5. Kehhâle,Ö.R. ,A.g.e., XIII, 112 (Merv: Bugün Türkmenistan sınırları içinde, Murgab ırmağı aşağı deltasının meyrdana getirdiği vahânm ortasında bir şehir. (Meydan Larousse,VIII,650,İs¬tanbul, 1985)

 6. Ziriklî. Hayreddin el-A ’lâm, Kâhire, 1373-1378/1954-1959, IX, 14

 7. Şemsüddin Ebû Abdillah Muhammed bin Ahmed bin Osman ez-Zehebî, Mîzânu’l-i’tidalfî Nakdi’r-Ricâl,(Thk. Ali Muhammed el-Becâvî),Dâru ihyâi’l-kütübi’l-Arabiyye, Kahire, 1963 ,IV, 267; İbn Hacer el-Askalânî, Tehzibü’l-Tehzib, Dâru ihyâi’t-Türâsi’l-Arabî, Beyrut, 1313/ 1993 ,X,459; Ebu’l-Haccac Yusuf ei-Mizzi, Tehzûb ’-Kemâl fi Esmâi’r-Ricâl, (Thk. Beşşar Avvâd Marul), Beyrut, 1413/1992, XXIX,480; Kehhâle, Ö.R. ,A.g.e., XIII, 112-113; Ebû Abdillah Muhammed bin İsmâil el-Buhârî, Târihu ’-Kebîr Dâru’l-fıkir, Beyrut, 1986. IV/2,s.l00; İbn S’ad,A.g.e., VIII,519

 8. Mihne: (M-h-n-)kökünden bir isim olup, sınama, imtihan ve bir nevi işkence manasına gelmektedir. Kelime, son manada Mutezilenin (218-234/833-848)’e kadar devam eden işkence ve baskılar için kullanılmıştır. (M,Plessener, İ.A., VIII,292)

9. ez-Zehebi, Mizan, IV, 267

10. ez-Zehebi,Mfzan, IV, 267; ez-Zehebi, Tezkira,(I-II),420

11. Samarra: Bugün sadece bir köy olan Samerra, Takrit ile Bağdat arasında yarı yolda Dicle'nin doğu kıyısındadır. Şehir Harun er-Reşid 'in oğlu halife el-Mu'tasım zamanında 838'de kurulmuş, Cafer el-Mütevekkil zamanında (847-861) en parlak devrini yaşayarak onun1a birlikte parlaklığını kaybetmiştir.(H.Viollet, İ.A., X,144-14)

12. İbn S'ad, A.g.e., VIII,519; ez-Zehebi,Mi'zan, 267; ch.PELLAT,Encylopedia of İslam, (New

edition) vol,pp. 87-88

13. H. el-Bağdacti, A.g.e.,XIII, 14

14. H. el-Bağdadi,A.g.e.,XIII, 313; Mizzi, A.g.e., XXIX, 479

15. H. el-Bağdadi, A.g.e., XIII,314; Mizzi, XXIX, 480

16. Süheyl Zekkar,A.g.e., s.6

17. H.el-Bağdiidi, A.g.e.,XIII,313 ; İbn Sa'd, Tabakat, VII,519; ez Zehebi, Tezkira,tii,420; Süheyl Zekkar, A.g.e.,s.6

18. İbn Hacer, Ag.e.,V, 636; Mizzi, a.g.e., XXIX, 472

19. H.el-Bağdiidi,A.g.e,XIII,306-307; ez- Zehebi, Mizan, IV,267; İbn Hacer, A.g.e., V,635;  Mizzi, A.g.e.,XXIX, 466

20. Mizzi, A.g.e., XXIX, 466-468

21. ez-Zehebi, Tezldra, 1,274-279

22. İbn Hacer el- Askalani, Tehzibu't-Tehzib, (Thk.Mustafa Abdulkadir Ata), Daru'l-kütübi'lİlmiyye, Beyrut, 1415/1994, VIII,205 (7 numaralı dipnottaki kaynaktan farklı baskı)

23. Şemsüddin Ebu Abdiilah Muhammed bin Ahmed bin Osman ez-Zehebi, Siyeru A'lami'nNübela, Müessesetü'r-risil.le, üçüncü baskı, Beyrut, 1405/1985, VIII,490-492; İbn Hacer,A.g.e., 205-297

24. İbn Hacer, A.g. e. ,X,433-435

25. Zehebi, Tezkira, (1-11), 386

26. İbn Hacer, A.g.e, Vl,324-325

27. ez- Zehebi, Tez/dra, I, 302-304

28. ez-Zehebi, Siyer, IX,216

29. ez-Zehebi, Siyer, VIII,518-519

30. İbn Hacer, A.g.e.,I,434 -437 ;

31. ez-Zehebi,Tezkira., I,289-291;ez- Zehebi, Siyer, VIII, 523; İbn Hacer,A.g.e., göst. Yer.

32. ez-Zehebi, Siyer,VIII,845

33. ez-Zehebi, Siyer, VIII;495-497

34. ez-Zehebi, Tezkira, 1,265-266; İbn Hacer, A.g.e. ,XII, 31-34

35. ez-Zehebi, A.g.e. ,1,412

36. İbn Hacer, A.g.e.,II,297

37. İbn Hacer, A.g.e, III,248249

38. Mizzi,A.g.e.,XXIX,467-468

39. ez-Zehebi, Mizan, IV, 268; İbn Hacer, A.g.e, V,635; H. el-Bağdiidi, A.g.e.,, XIII,306

40 Cehmiyye: Cehm bin Safvan'a uyanlar, arnellerde cebr (zorlama) ve ıztırar (mecburiyet) olduğunu söylemiş ve istitaatı (yapabilme gücü) bütünüyle inkar etmişlerdir .(Abdulkaahir el-Bağdadi, Mezhepler Arasındaki Farklar, Trc.E.R.Fığlalı,156)

41. Mürcie: İman ile ma'sıyyetin zarar vermemesi, başka bir tabir ile fasıkın kamil iman sahibi olması, hesaba çekilmemesi inancına sahip olan fırkadır: Mürcie kelamcıları "günahkar nare dahil olmaz, hasenatı mebrur seyyiatı mağffirdur" derler. (İzmirli İsmail Hakkı, Yeni ilmi Kelam, nşr. S.Hizmetli Ankara, 1981 s.85-86)

42. H. el-Bağdadi, A.g.e., XIII, 306-307; İbn Hacer, A.g.e., V,635; Mizzi, A.g.e., XXIX, 472

43. ez-Zehebi, Mizan, IV,267 ; Mizzi, A.g.e., XXIX, 469

44. Süheyl Zekkar, A.g.e.,s.5

45. H. el-Bağdiidi, A.g.e.,XIII, 312 ; .İbnü'l- İmad, Şezeriitü'z-Zeheb fi A~ban Men Zeheb, (Thk. Abdulkftdir Arnad vd.) Dftru Ibn Kesir, Beyrut, 1408/1988,III,133; Ibn Hacer, A.g.e., V,636; Mizzi, A.g.e., XXIX, 470

46. H. el-Bağdacti, A.g.e., XIII, 313 ;ez- Zehebi, Mfzan, IV, 267; İbn Hacer, A.g.e., göst. yer;

47. ez-Zehebi , Mfzan., göst yer; İbn Hacer, A.g.e., göst yer.

48. İbnü'l-İmad,A.g.e., III, 133

49. ez-Zehebi,Mfzan, göst.. yer; İbn Hacer, A.g.e., göst. yer.

50. Ebu Hatim Muhammed bin İdris bin el-Münzir et-Temimi el-Hanzali er-Razi,Kitfıbu'l Cerhu ve 't-Ta'dil, Haydarabad, 1372/1953, VIII, 2125; Mizzi, Ag.e., göst yer.

51. Münker hadis: Bunun tarifinde iki farklı görüş ileri sürülmüştür: Birincisi,zayıf bir raviningüvenilir bir ravinin rivayetine aykırı olarak naklettiği hadise denir. Hadis ıstılahında Münker hadis denilince anlaşılan budur. İkinci tarif ise, güvenilir bir raviye muhalefet etmese bile bir ravinin tek başına rivayet ettiği (teferrüd ettiği) hadise denir.(Uğur,M.,Hadis Terimleri Sözlüğü, s.272-273)

52. H. el-Bağdadi, A.g.e., XIII, 306

53. ez-Zehebi,Mizan, a.g.e., IV ,268

54. İbnü'l-İmad,A.g.e.,III, 133 ; İbn Hacer, A.g.e., V ,637

55. Teferrüd: Ravinin rivayetinde tek başına kalmasına bir başka deyişle, hadisi herhangi bir şeyhten ondan başka rivayet eden olmamasına denir.(Uğur,M., A.g.e.,s.398-399)

56. Ez-Zehebi, Mizan,IV,268

57. ez-Zehebi, Mizan,, IV, 269

58. İbn Hacer, A.g.e., V,637

59. Mizzi, A.g.e., XXIX,476

60. İbn Hacer, A.g. e., göst. yer.

61. İbn Hacer, A.g. e., göst. yer.

62. ez-Zehebi, Mizau, IV,269 (el-Ezdi'den naklen).

63. İbn Hacer, A.g.e., V,637

64. H. el-Bağdadi, A.g.e., XIII,313

65. Hilfız: Tarifinde birlik yoktur. İbn Seyyidi'n-Nas: Kendi şeyhlerinin şeyhlerini tabaka tabaka bilen ve her tabakada bildiği bilmediğinden çok olan hadisçidir, der. Bazıları, yüz bin hadisi senetleriyle birlikte hıfzeden, senetlerdeki ravilerin hayat hikayelerini ve haklarındaki cerh tadil açısından hükümleri bilen hadisçidir. (Uğur,M.,A.g.e.,s. 116)

66. ez-Zehebi, Tezkira, 1,349-350

67. İbn Adiy, A.g.e., VIII, 252-256; ez-Zehebi, Mizan, IV, 269

68. bkz ez-.Zehebi,A.g.e., IV,269; Mizzi,A.g.e., XXIX, 477-4799

69. Mizzi,A.g.e.,XXIX, 478

70. Ali bin Ömer ed-Darekutni,Kitabu 'd-Duafa ve 'l-Metn1kin, (Thk. Mustafa Lutfi Sabbağ) Beyrut, 1400/1980, s.127 rakam:220

71. Metruk: Hadiste yalan söy !emek ithamma maruz kalan yahut söz veya fiilinde fıskı açığa çıkan, yahut çok yanılma ya da gafleti fazla olan zayıf bir ravinin tek başına rivayet ettiği hadise denir. (Uğur,M.,A.g.e.,s. 222)

72. Zehebi, Mizmı,II,49 rakam,2780(?)

73. Hasen Garib: Hadis bu vecihten garib'tir, ancak metnin şevalıidi vardır ve onlarla hasen cümlesinden olmuştur, demektir.(Uğur,M., A.g.e. ,s, 122)

74. Tirmizi, Rada, 10

75. Şahid: Yalnız bir sahabi tarafından rivayet edildiği zannedilen bir hadisin itibar (araştırma) sonucu başka bir sahabi tarafından rivayet edildiği ortaya çıkarsa bu ikinci hadis birincisinin şahidi adını alır.(Uğur,M., A.g.e. ,370)

76. ez-Zehebi, Mizan, IV,269

77. Tirmizi, Fiten, gös. Yer.

78. İbn Adiy, A.g.e.,VIII,254; Mizzi, A.g.e., XXIX,477

79. ez-Zehebi, Mizan, IV ,26 8 ; H. el-Bağdadi, A.g.e., XIII,307-308

80. Mizzi, Ag.e.,XXIX, 473

81. Buharf,Vudıl', 79

82. Buhar!, Fedailü Ashfibı'n-Nebi '(s.a. v), 19

83. Mütabi: Ravisi rivayette tek kaldığı için ferd zannedilen bir hadis, başka tarikierden rivayet edilip edilmediği anlaşılmak üzere yapılan araştırmaya İtibar denir. itibar sonunda o hadisin rivayetinde tek kaldığı sanılan ravinin şeyhinden veya şeyhinin şeyhinden bir başka ravi tarafından rivayet edildiği tesbit edilirse, o bir başka ravinin rivayetine öbür hadisin Mutabii adı verilir.(Uğur, M., A.g.e.,s. 291)

84. Abdülfettah Ebu Gudde, "Halku'l-Kur'an Meselesi" Trc.M.Uğur.,A.Ü. ilahiyat Fak. Derg. C.XX, s.307 vd. Ankara, 1972-; Koçyiğit,T., Kelamcılarla Hadisçi/er Arasmdaki Münfıkaşalar,Ankara,1984,189; Çakın,Kamil, Hadis inkarcı/an, Ankara, 1998, s.ll6-117

85. Ebu Gudde,A.g.m., göst yer.

86. Yavuz,Y.Şevki.,.DİA, XV, 371, "Halku'l-Kur'an" mad.; Ebu Gudde, A.g.m. göst. Yer.

87. İbn Sa'd, A.g.e, VIII, 519 ; Zehebi, A.g.e., 267

88. Yavuz,Y.Şevki.,DİA,XV,373

89. İbn Hacer, A.g.e., V,637

90. Ebu Gudde, A.g.m., s.309 (dipnot)

91. Fuat Sezgin, bu nüsha hakkında bilgi vermemektedir.(bkz.,Tarihu't-türasi'l-Arabi, el Babu'sani, İlmu'l-Hadis, Kütübü'l-hadis fı asrı'l-Abbasi,s.155)

92. Celalüddin Abdurrahman bin Ebi Bekir es-Suyüti, Tedribu 'r-Ravi (Thk. Ahmed Ömer Haşim), Daru'l-kitabi'l-Arabi, 1414/1993 Beyrut., I, 63-64.

93. Nuaym bin Hammad,Kitabu'l-Fiten, (nşr. Süheyl Zekkar, Daru'l-fikir, Beyrut,1414!1993, s.

169,174. vb.

94. Nuaym bin Hammad, A.g.e, s. 69,103,153,155,158165 vb.

95. Paçacı, Mehmet., Kur'an 'da ve Kitab-ı Mukaddes'te Ahiret İnancı, s. 208 vd. (Nun yayıncılık İst. l994)

96. Bu konuyla ilgili olarak yapılmış bir çalışma için bkz. Paçacı, Mehmet., "Hadiste Apokaliptisizm veya Fiten Edebiyatı", İslamiyyat, Üç aylık araştırma dergisi, Ocak-Mart 1998, c .I, sayı, 1 sh.35-53.

Kaynak: Dini Araştırmalar, Ocak-Nisan 2000, C. 2, s. 6

 

Not: Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Urvetü'l Vuska'nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer