Ana Sayfa  /  URVETÜ'L VUSKA  /  İslam Birliği / Urvetü'l Vuska
  • Facebook da Paylaş
İslam Birliği / Urvetü'l Vuska
  • 30-08-2014
  • 0 yorum
  • 1392 okunma
Allah’a yemin ederim ki, eğer Müslümanlar akidelerine, kendileri gibi düşünen ve amel eden âlimlere uymakta özgür bırakılsalar, bu birlik sağlanırdı. Lakin bozguncuların Müslümanların arasına karışması bu birliği engelledi.

“Allah’a ve Resulüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Sonra korku ile zaafa düşersiniz, rüzgarınız kesilip gider” ( Enfal; 46)

İslam hâkimiyeti, Mağribten Çin hududundaki Tonkani eyaletine ve kuzeyden Kazan ile güneyden Ekvator’un altındaki Serendib’e kadar uzanıyordu. Bu bölgeler birbiri ile bağlantılı, buralarda oturan insanlar çoğunlukla Müslümanlardı. Müslümanların burada tam ve yenilmez bir hâkimiyeti vardı. Yetiştirdikleri değerli devlet adamları, az bir bölümü dışında bütün bir dünyayı kuvvetleri ile yönettiler. Orduları hezimete uğramazdı, sancakları yere düşmezdi ve istedikleri yerine getirilirdi. Yıkılmaz kaleleri, sıralanmış surları her türlü bitki ve ağaçlarla kaplı geniş arazileri, ormanları, yemyeşil yamaçları, geniş ovaları, Müslümanların yetiştirdiği türlü bitki ve ağaçlarla süslenmiş bağ ve bahçeleri vardı. İmar esaslarının en sağlamına göre imar edilmiş şehirleri, halkının sanayisi ve marifetleri ile övünür, yetiştirdikleri ilim ve sanattaki üstün şahsiyetlerle, ilmi seviye ve önderlikte bütün dünyaya karşı üstünlük duyardı.

Doğada İbni Sina, Farabi, Razi ve benzerleri; bazıda da İbni Bace, İbni Rüşd, İbni Tufeyl ve benzerleri vardı. Onlar arasındaki şehirlerde de felsefe, tıp, geometri ve diğer akli ilimlerde çok sayıda âlimler vardı. Şer’i ilimler ise İslam âleminin bütün bölgelerinde gelişmiş idi. Bir Abbasi halifesi söz söylediğinde Çin Fağfur’u boyun eğer, Avrupa’nın en kuvvetli kralları titrerdi. Bir Gazneli Mahmud, Selçuklu Melik Şah ve Selehaddin Eyyubi; daha doğuda bir Timurleng; daha batıda bir Fatih Sultan Mehmed, Sultan Selim ve Sultan Süleyman vardı. Onlar hayatlarını tamamladılar ama zaman onların hatırasını ve eserlerini ortadan kaldıramadı.

Müslümanların filoları Ak ve Kızıl denizlerde, Hind okyanusunda aşılamaz güçteydi ki bu yakın zamana kadar devam etmiştir. Muhalifleri onların bağışlarına muhtaç, kuvvetlerine karşı boyunları eğik, faziletlerine karşı ise hürmetle mecburdular.

Bugünün Müslümanları yine o Müslümanlardır; memleketleri, babalarından devraldıkları o memleketlerdir. Sayıları dört yüz milyondan az değildir. Her bölgesindeki insanı dini inançlarının kalplerinde yer etmesi dolayısı ile komşu ülke insanlarına oranla daha yürekli, ölümü göze almada daha gözü pek ve ataktırlar. Hayatı hiçe saymak, süse ve önemsiz işlere değer vermemek gibi konularda herkesten öndedirler.

Kur’an onlara muhkem ayetleri ile emretmekte, inanlarında delilli olmalarını istemektedir. Zanla kabullenmeyi ve hurafelere bağlanmayı ayıpla kabullenmeyi ve hurafelere bağlanmayı ayıplamaktadır. Onlara faziletlere ve akıllıca vasıflara çağırmaktadır. Zihinlerine hak kıvılcımını koymuş, nefislerine fazilet tohumlarını ekmiştir. Müslümanlar dinlerinin bu sağlam esasları dolayısı ile en aydın düşünceye, en uyanık zihniyete, en zengin insani hasretlere, en yüksek ahlaka ve dürüstlüğe sahip olmaya en yakın ve kabiliyetli insanlardır. Kendilerini şan ve şerefe yakın bulduklarından ve ellerindeki kitabın, bozguncular istemeseler dahi onların üstün kılınacağına dair vaadi olduğundan başkalarının emrine asla girmezler. İstediği kadar kuvvetli yahut yumuşak olsun hiçbir yabancı gücün boyunduruğuna girmeyi akıllarının ucundan bile geçirmezler. Ortak inançlarından kaynaklanan kardeşlik bağından dolayı, milletin evlatlarından bir taifenin yabancı hâkimiyetine girmesi kendileri içinde esaret olarak hisseder, vicdanları bundan kaçamaz.

Dinlerinden dolayı sahip oldukları kültürün zenginliğinden, şan ve kudret sahibi devletlere sahip olduklarından ve o zamanlardaki ilim ve fende elde ettikleri başarılarından dolayı Müslümanlar kendilerini ilmi kabiliyet açısından diğer insanlardan daha önde görürler.

Önceki durumlar öyle idi ve şuan ki vasıfları da böyledir. Lakin bütün bunlara rağmen Müslümanlar durdular. Üstelik kültürde ve sanayide bütün dünyanın öğretmenleri iken bugün onlardan geri kaldılar. Memleketleri parçalanmaya, toprakları yabancıların eline geçmeye başladı. Dinleri kendilerine muhalif olanların emri altına girmelerini yasakladığı halde; yabancı hâkimiyetini kırıp atmak ve topraklarını onlardan kurtarmak dinlerinin en önemli esaslarından olduğu halde; Allah’ın, Salihlerin yeryüzünün mirasçılarına olan vaadini mi unuttular? Yoksa İslam’ın, düşmanları istemese de yeryüzünde hâkim olacağını mı unuttular? Allah’ın “ilah-i Kelimetullah”ı yükseltmeleri için canları ve mallarını cennet karşılığında satın aldığını mı unuttular? Hayır, hayır! İslam akidesi Müslümanların kalplerine hâkimdir. Âlimlerde de halkta da aynıdır.

Evet, ilimde ve sanayide geri kalmışlığın ve kuvvetteki zaafın sebepleri vardır. En önemli sebep, yönetim peşinde olanların ihtilaflarıdır. Çünkü biz, Müslümanların dinlerinden başka bir ayırıcı özellikleri olmadığını söylemiştik. Üzerlerinde değişik yöneticiler tıpkı tek kabiledeki birden fazla başkan gibidirler. Bu sultanların istekleri çelişkili, gayeleri birbirinden zıt olduğundan idareleri altındaki halkı birbirine düşman hale getirirler. Onlar halkı diğerlerine karşı zafer kazanacak vasıtaları hazırlamakla, diğerlerini kırmak, kahretmek düşünceleri ile oyalarlar. Bu çekişmeler dahili olduğundan, onları ilmi ve teknolojik gelişmelerden, üstün gelme arzusundan alı koydu. Ardından yoksulluk, düşkünlük ve beraberinde güçsüzlük ve çözülme geldi.

Emirlerin çekişmeleri, Müslümanların yönetime karşı tavır almalarına neden oldu.

Düşülen kısır hal düşman tecavüzünün fark edilmesini engelledi.

Bu emirler ki savaş meydanında yenik düştüklerinde bundan daha büyük bir acı olamayacağını düşünürlerdi. Lakin zaman içerisinde tutkuları öne geçti, hırsları arttı, şerefli lider olma arzularını yitirdiler. Emir ve sultan unvanının verdiği gururla hevalarına uydular, gösterişli ve rahat yaşamı seçtiler. Kendilerine dinde ve ırkta yabancı olanları dost edindiler. Onlardan destek sağlamaya çalıştılar ve bu aşağılık bedenin geçici varlığı için yardım talebinde bulundular.

Endülüs Müslümanlarını yok eden, Hindistan’da Timur Sultanlığını yıkan hep bu nedenler oldu. İngilizler bu mirasın üzerine kuruldular ve binalarını yükseltiler. Zayıf olanların tutkuları İslam memleketleriyle böyle oynadı. Onların sahte umutları memleketleri zaaflık ve miskinlik çukuruna yuvarladı. Onlar kendilerini şehvetlerine, tutkularına tutsak ettiler. Milleti parçalayıp güçten düşürdüler. İlmin doğal seyrini durdurdular. Evlatlarının elini bağlamakla, sanayide, ticarette, tarımda, faydalı işlere ara verilmesine neden oldular.

Onların zararı ne kadar büyük ve sonları ne kadar kötüdür. Onlar Allah’ın ayetlerini çiğnediler, en önemli farzlarından birini inkâr ettiler. Düşman kaplarından iken ihtilafa düştüler. Düşmanlarını püskürtmeleri ve gelişmelerini sürdürmeleri için birleşmeleri zorunlu (farz) idi. Hırsta ileri gitmek önemsiz şeyler için ayrılığa düşmek onlara ne kazandırdı? Ne pişmanlık, ne de zaman kötü hatıraları asla silemez.

Allah’a yemin ederim ki, eğer Müslümanlar akidelerine, kendileri gibi düşünen ve amel eden âlimlere uymakta özgür bırakılsalar, bu birlik sağlanırdı. Lakin bozguncuların Müslümanların arasına karışması bu birliği engelledi. Onlar bütün mutluluğu, emir ve yasak olmayan bir yerde dahi olsa Emir ve Kralda görmekteler. Bunlar ise Allah’ın kendilerine verdiği yönetimden Müslümanların yüz çevirmelerine neden oldular. Artık Müslümanlar birbirlerine yabancı idiler ve sonlarını bilmeksizin farklı şeylerin ardına düştüler.

İslam yönetimini güçlendirmek hususunda birleşmek ve yardımlaşmak, Muhammed dinin temel kurallarındandır. Ona iman etmek de asıldır. Müslüman yöneticileri, kendilerinden üstün olanlardan daha fazla milletine musallat olan farklı görüşler ve çelişkili istekler düşündürmektedir. Emirler arasında, iktidar hırsı içinde olanlar bulunmasaydı, doğulusu, batılısı, kuzey ve güneylisi toplanır, hepsi bir tek çağrıya uyardı. Müslümanların haklarını koruma hususunda kendilerine bir tek şeyi telkin etmeleri yeterlidir. O da tehlike hissedildiği anda bir araya gelmek ve aynı şey üzerinde birleşmektir.

Düne kadar Rus milletinde şu üç şey dışında bir şey göremezdiniz: Teknik açıdan Avrupa milletlerinin çok gerisindeydi, ekonomik kaynakları yetersizdi, yoksulluk son derece yaygındı. Fakat fertlerinin memleketlerini ne ile savunacakları konusundaki tam bilinçleri, kalkınma konusundaki beraberlikleri ve buna olan bağlılıkları onlara Avrupa’nın en güçlü milletleri düzeyine getirdi. Rusya ‘nın silah fabrikaları yoktu. Askeri teknik olarak o derece yükselemedi. Fakat getirttiği yabancı uzmanlarla askerlerini eğiterek tehdit edici bir güce dönüştü. Öyle ki tüm Avrupa milletleri onlardan korkar oldu.

Bizi en kolay işlerin bile yapılmasından alıkoyan nedir? Oysa milletin şerefini korumak, birliğin muhafazası için yardımlaşmak, aşağılayıcı durumumuza üzülmekte biz onlardan daha ilerideyiz.  Milletin düşüncesini saptıranlar, onların birleşmelerine engel olanlar, iktidar sahipleri olan zenginlerden başkaları değildir. Onlar yemeğin iyisini, yatağın yumuşak, binanın yüksek olanını isterler. Hizmetçileriyle övünürler ve sorumsuzca yaşarlar. Mevcut yapıyı sıkı sıkı muhafaza eder, değişmesinden köpek gibi korkarlar. Öylesine aşağılıktırlar ki normal insan gibi yaşamayı kabul ettiremezsiniz. Onlar, Müslümanların boyunlarında zincirler ve demir halkalar haline geldiler. Güç ve kuvvet ancak Allah’tandır.

Ey insan kalıntıları, yiğitlerin halefleri, zaman sizi geriye attı. Ona ulaşmak vakti geçti mi? Hayır, hayır! Allah’a kusurdan sığınırı, sizden asla umut kesilmez. Onlar ki, Edirne’den Peşaver’e kadar uzanan İslam Devleti olmaya aday toprakların, onarlı birleştiren Kur’an’ın ve ortak bir akidenin sahibi elli milyon insandır. Diğer milletler gibi, ilerlemek ve kendilerini savunmak için neden birleşmiyorlar? Oysa birleşmek dinlerinin esasıdır. Oysa hisleri mi dondu da, birbirlerinin feryatlarını duymuyorlar. Onlar “ancak müminler kardeştirler” (Hucurat 10) hükmü gereğince kardeşlerine bakmayacaklar mı? Ki onlar birleşseler her türlü selin önünde durabilen bir set olurlardı.

Sözlerimle bir tek şahsın, tüm Müslümanlar üzerinde söz sahibi olmasını kastetmedim. Ricam birleştirici olarak Kur‘an üzerinde ittifak edilmesidir. Her mülk sahibi gücü ölçüsünde muhafaza eder. Çünkü yaşamı ve sürekliliği buna bağlıdır. Eğer söz konusu şey din ise zorunluluk da bunu gerektirir. Şimdi birleşmek zamanı, zaman size fırsat vermekle yardımcı oldu; o sizin için bulunmaz ganimettir. Haddi aşmayın, üzülmek musibeti engellemez. Başarmanın yolu inanmak ve çalışmaktır. Korku ölümü yaklaştırır. Umutsuzluk ve gayret zafiyeti ölüm sebeplerindendir.

“De ki: Yapıp-edin. Allah sizin yapıp ettiklerinizi görecektir. O’nun Resulü de, müminler de. Yakında gaybı da, müşahede edilebileni de bilen Allah’a döndürüleceksiniz ve O, size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.” (Tevbe 105) Dikkat edin şunlardan olmayın; cihada çıkmak için hazırlık yapmayanlar, “Allah, davranışlarını beğenmedi de onları alıkoydu. Onlara, acizlerle beraber oturun, denildi.” (Tevbe 46) Sakının ki şu duruma düşmeyesiniz: Cihada gitmemek için mazeretsiz izin isteyenler, “Geride kalanlarla beraber olmaya razı oldular. Allah, onların kalplerine damga vurmuştur. Bundan dolayı onlar, bilmezler.” (Tevbe 93) Kur’an diridir ve O ölmez. Onun rızasından kime isabet ederse o, iyidir. Onun gazabından nasibini alanlar ise kötüdür. Allah’ın nesh edilmedi, ona başvuran hakeminiz olsun.

“Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.” (Bakara 74)

Belki Müslümanların Emirleri, geçmişte yapılmış olan şeylerin kötü sonuçlarından ders aldılar, kendileri yok edilmeden önce kendilerinden önce kusur işleyenlere gelen musibetten dolayı sorunların çözülmesine önem verdiler. Uykudan uyandıran ve birliğe çağıran ilk haykırış, öncü insanlardan gelir. Âlimlerin bu çağrıda önemli bir rol oynayacaklarından şüphe etmiyoruz. Allah dilediğini doğru yola sevk eder ve mesele, önceden ve sonradan Allah’a aittir. 

El-Urvetul Vuska 
Cemaleddin AFGANİ-Muhammed ABDUH
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer