Ana Sayfa  /  URVETÜ'L VUSKA  /  El-Urvetu’l Vuska: İslami Basının Doğuşu
  • Facebook da Paylaş
El-Urvetu’l Vuska: İslami Basının Doğuşu
  • 03-08-2014
  • 0 yorum
  • 4423 okunma
Sayılarının azlığı ve yayın hayatının kısalığına rağmen El-Urvetu’l Vuska’nın çağdaş İslami basının doğmasında ve İslami Hareket üzerindeki hareket öylesine büyük olmuştur ki günümüze dek hiçbir basın organı onun yaptıklarını başaramamıştır. Uluslararası boyuta sahip tek İslami dergi olan El-Urvet’ul Vuska Irak’tan Mısır’a, Şam’dan İran’a, Arap yarımadasından Hindistan ve Afganistan’a kadar uzak-yakın tüm İslam ülkelerine gönderildi.

Gazetenin açılış makalesinde de belirtildiği gibi “El-Urvetu’l Vuska” teşkilatının üyeleri teşkilatlarının bir yayın organının olmasında fikir birliğine varmışlardı: “Üyeler, şu günlerde kendi dilleriyle -Arapça- yayınlanacak bir gazete çıkarmaya karar verdiler. Gazetenin yayın yeri Paris gibi hür bir şehir olmalıdır. Ancak bu şekilde görüşlerini diledikleri şekilde açıklar, seslerini uzak İslam ülkelerine ulaştırabilir ve gafilleri uyandırıp aklı başında olanları ikaz edebilirler.”

Kapakta şunlar yazılıydı:

Bismillahirrahmanirrahim.

El-Urvetu’l Vuska

Siyasi Şef: Cemaleddin el-Hüseyni el-Afgani

Başyazar: Muhammed Abduh.

Gazete tüm Doğu ülkelerine gönderilir.

Yayınlanması amacıyla yazı göndermek isteyen ya da önemli bir bilgiyi haber vermeyi arzulayanlar için adresimiz: 6 Rue Martel a Paris.

Siyasi Liderlerin Yardımları

Bazı kaynaklar Sa’d Zağlul Paşa(1857-1927)’nın gazeteye yardım ettiğini belirtir. Yine birtakım vesikalarda da İbrahim el-Muveylihi(1846-1906)’nin gazeteye yardım edenlerden olduğuna işaret edilmiştir. Afgani’nin Tahran’a yaptığı ziyaretlerden birinde yakın arkadaşı olan vergi memuru Muhammed Hasan’a içinde vesika ve evrakların bulunduğu bir çantayı bıraktığı biliniyor. Birkaç yıl önce Tahran Üniversitesi bu vesikaları yayınladı. Bunların arasında bulunan bir makalede, İbrahim el-Muveylihi 1886’da kırk yaşlarında olduğunu ve Riyad Paşa ile ihtilafa düştüklerini ve onun kendisini Mısır’ı terk edip Avrupa’da yaşamaya zorladığını anlatıyor. Bizzat kendi kaleme aldığı bu makalede el-Muveylihi, 1883’de İtalya’da yaşarken Afgani’nin Paris’e vardığını duyduğunu ifade ediyor. Afgani ile el-Muveylihi arasında daha Mısır’dayken bir dostluk başlamıştı. el-Muveylihi söz konusu makalesinde şunları söylüyor: “Afgani’nin Paris’e geldiğini duyunca ona bir mektup yazdım. Bilahare anlaşarak El-Urvetu’l Vuska gazetesini çıkarmaya başladık.”

Aslında el-Muveylihi de diğer öğrencileri ve arkadaşları gibi Afgani’nin kurduğu teşkilatın bir üyesiydi. Onun dergiyle sürekli bir ilişkisi ya da yazı desteği olmamıştır. Derginin yayın heyeti üç kişiden oluşuyordu; Afgani, Abduh ve bir tercüman. Muhammed Reşid Rıza da “İmam Abduh’un Tarihçesi” adlı eserinde bunu ifade ederek şunları söylemektedir: “Abduh’tan başka yazar yoktu. Ancak bazı Avrupa gazetelerinde çıkan haberleri çeviren bir tercüman vardı. O tercümeyi Abduh’a verir, Abduh da onu tashih ederek ona insani bir ruh kazandırırdı.”

Dergi Ücretsiz Dağıtılıyordu

Dergi, İslam ülkelerine bedava gönderilirdi. Her sayının ilk sayfasında “Tüm Doğu ülkelerine ücretsiz gönderilir, durumu iyi olanlar için posta ücreti yıllık beş Frank olarak tespit edilmiştir.” ifadesi yer alırdı. Yine başyazar açılış makalesinde bunu belirterek şunları söylemiştir: “Dergi isimlerini bildiğimiz şahıslara zenginin de fakirin de alabilmesi için ücretsiz gönderilir. İsimleri bizce bilinmeyenlerin idare adresimize isimlerini ve adreslerini içeren bir mektup göndermeleri yeterlidir.” Dergiyi ekonomik yönden “El-Urvetu’l Vuska” teşkilatı finanse ediyordu. Bazı araştırmacılar, Osmanlı Sultanının da dergiye ekonomik yardımda bulunduğunu söylüyorlar. Zira el-Muveylihi kendi tarihçesinde şunları söylemektedir: “Afgani dergiyi Paris’te yayınlamaya başladı. Dini hakları savunuyor ve müminlerin emiri -Osmanlı Halifesi- adına İslam halklarını birliğe çağırıyordu. Bu Hidiv’i çok kızdırdı.” Aslında İstanbul’dan doğrudan bir yardım söz konusu olmamıştır. Her ne kadar derginin İslam Birliği tezini savunması Padişahın lehinde ise de böyle bir yardım yapılmamıştır. Sonuçta ekonomik sıkıntıların artmasından dolayı çıkışından sekiz aylık bir süre geçmeden derginin yayın hayatı sona ermiştir.

El-Urvetu’l Vuska’nın Konumu

İlk sayısı 13 Mart 1884’te çıkan dergi sekiz ay sonra on sekizinci sayısıyla birlikte kapanmıştır. Sayılarının azlığı ve yayın hayatının kısalığına rağmen El-Urvetu’l Vuska’nın çağdaş İslami basının doğmasında ve İslami Hareket üzerindeki hareket öylesine büyük olmuştur ki günümüze dek hiçbir basın organı onun yaptıklarını başaramamıştır. Uluslararası boyuta sahip tek İslami dergi olan El-Urvet’ul Vuska Irak’tan Mısır’a, Şam’dan İran’a, Arap yarımadasından Hindistan ve Afganistan’a kadar uzak-yakın tüm İslam ülkelerine gönderildi. Bu şekilde geniş dağıtımından dolayı dergi uyarıcı mesajını muhtelif İslam Halklarına iletmeyi başarmıştır. Çağının Arapça yayınlanan en büyük İslami dergisi idi. Kısa süren yayın hayatına rağmen etkileri bir asır boyunca sürmüş ve hala sürmektedir. El-Urvetu’l Vuska’nın kafalarda oluşturduğu büyük değişimi görmek için Muhammed Reşid Rıza (1865-1935)’nın öyküsüne başvurabiliriz. “El-Menar” dergisinin kurucusu olan bu büyük ıslahatçı, gençliğinin ilk yıllarında zahidane tasavvufi bir hayat sürüyordu. 1893’te 28 yaşlarında iken babasının dolaplarından birinde “El-Urvetu’l Vuska”nın bazı sayılarını gördü. Kendisi benliğinde meydana gelen bu ruhi devrimi bakın nasıl anlatıyor: “Her sayısı elektrik yüklü bir tel gibiydi, bana dokunmasıyla, sarsılıyor, ateşleniyor ve yanıyordum. Bu akım beni bambaşka bir yere, bambaşka bir düşünceye taşıdı. Islahat konusundaki makalelerin büyük etkisinin ardından özellikle Mısır Meselesi hakkında yazılan siyasi makalelerin tesiri beni sarıveriyordu.” Reşid Rıza şunları ekliyor: “İslam sadece ruhani ve uhrevi değil aksine hem ruhani hem maddi hem uhrevi hem de dünyevidir. Gayelerinden biri de egemenlik hakkını vererek Allah’ın Yeryüzündeki halifesi olmasını, sevgi ve adaleti hakim kılmasını sağlamaktır.” “El-Urvetu’l Vuska>> genelde Doğu halklarını, özellikle de Müslümanları uyandırmak için kurulmuştur. İslam halklarının haklarını savunur, sömürgecilerin gizli planlarına karşı Müslümanları ikaz ederek onlara direnmelerini salık verirdi. Açış makalesinde derginin izlediği siyasete işaret edilerek şunlar söylenmektedir: “Doğu halklarına yerine getirmemelerinden dolayı kötü hale düştükleri görevlerini gücü yettiği ölçüde anlatacak olan dergi, aynı zamanda kaybedilen şeylerin nasıl elde edilebileceğini ve gelecekte de onları bekleyen olumsuzluklardan kendilerini nasıl kurtaracaklarını elinden geldiğince açıklamaya çalışmaktadır. Yine gücü yettiği ölçüde israfçı zümrenin kuruntularına yol açan kuşkuları açığa çıkarmaya ve onlar tarafından çarpıtılan doğru yolları göstermeye çalışacaktır. Felaketleri önleyebilmek amacıyla, bir güç olarak ortaya çıkmak düşünüldüğünde geçmiş Doğu büyüklerinin birtakım temel prensiplerine sarılmak gerekir. Avrupa’nın en güçlü devleti de bu prensiplere sarılmaktadır. Siyasi ilişkiler ve bağlantılarda, zati ve kazanılmış güçlerde denge unsurunun varlığı esastır. Dergi genelde Doğu halklarına özellikle de İslam halklarına karşı yöneltilen batıl ithamlara karşılık vererek bu halkların durumundan, yaşantısından bi-haber olan ve bu konuda en ufak deneyimi olmayan kimselerle mücadele eder. Müslümanların, geçmiş nesillerin koyduğu prensiplere bağlı kaldıkça medeniyet seviyesine ulaşamayacaklarını söyleyen kimselerin bu yersiz iddialarını çürütür. Genel programında tüm halklar arasındaki ilişkilerin güçlenmesini insanlar arasında yakınlığın yer etmesini ve ortak çıkarların teyidini hedef alır.”

Bu hedeflerden hareketle, dergi on sekiz sayısında birçok konuyu ele alıp incelemiştir. Bunların en önemlilerini şu şekilde sıralayabiliriz:

1) Sömürgeci Avrupa Devletlerine Özellikle İngiltere’ye Karşı Direnmek:

Dergi, sömürgecilerin Hindistan, Mısır vb. kolonilerde işledikleri suçları diler getirerek Müslümanlarda onlara karşı bir öfkenin ve düşmanlığın doğmasına çalışır. Onları İslam sancağını yükseltmek için çalışmaya çağırır: “Allah Teala’nın sözünü hakim kılmak, zati egemenliği ele geçirmek ve mülkü genişletmek için çalışmak Müslümanların görevidir. Kur’an’da Müslümanları çalışmaya, ciddi olmaya çağırmayan bir ayet dahi göstermek imkansızdır.” “Ey Mısırlılar! Bu, sizin yurdunuz. Bunlar mallarınız, namuslarınız, dininiz, ahlakınız ve şeriatınız! Düşman hile ve aldatmacayla bunlar üzerinde tasarruf hakkını ele geçirmiştir!” Bunun yanı sıra dergi, Mısır’ın önde gelen siyaset adamlarının ve ulemanın birçoğunu eleştiriyordu. Örneğin Şeyh el-Mergani İngilizlere itaatin gerekli olduğunu, direnmenin yersiz olacağını söylediği için eleştirilenler arasındaydı. Dergi aynı zamanda vatan haini siyaset adamlarını da kınıyordu. Örneğin Tevfik Paşa, Nobar Paşa vb. Afgani Sudan’daki Mehdi Hareketi’nden de bahsetmiş ve sonuna kadar da desteklemiştir. Zira Mehdi, İngilizlere karşı amansız bir mücadele veriyor, sömürgeci güçlere karşı direniş gösteriyordu. Afgani de İngiliz siyasetine saldırıyor, Sudan Valisi olan Gordon Paşa adındaki İngiliz subayını sürekli eleştiriyordu. Bu arada Osmanlı Hükümetini de, İngilizlere yardım etmemeye çağırıyordu. Bilindiği üzere, Afgani’nin sömürgeye ve sömürgeci güçlere karşı verdiği korkunç mücadeleye karşılık vermekten aciz kalam İngiliz hükümeti bu defa başka bir yol denemiş, Afgani’yi para ve şöhret silahıyla vurma yoluna gitmişti. İngilizler, Mehdi Hareketi hakkındaki görüşlerini almak üzere Afgani’yi Londra’ya çağırdılar. Mehdi’yi haksız gösterecek şer’i bir fetvayı vermesini istiyor, Sudan tahtını ona teklif ediyorlardı: “İngiliz Hükümeti, Afgani’nin gücünü bilmekte, görüşlerini takdir etmekte ve İslam Hükümetleriyle iyi ilişkiler kurmak istemektedir.” Resmi evraka göre Lord Salisbury, Afgani’ye şunları söylemiştir: “Üstteki nedenlerden dolayı seni bir Sultan olarak Sudana göndermeyi teklif ediyoruz. Mehdi fitnesinin kökünü kazıyacağından ve orada İngiliz Islahatına uygun zemin hazırlayacağından eminiz.”

Afgani İngiliz oyununa düşmeyi reddederek İngiliz mantığıyla alay etti: “Sudan İngilizlerin malı değil ki tahtını dilediklerine verebilsinler!” Afgani diğer bir sayıda da, Osmanlı Padişahı’nın Mehdi Hareketinden hoşnut olduğunu belirtmiştir.

2) İslam Birliği = Panislamizm:

El-Urvetu’l Vuska’nın üzerinde durduğu en önemli konulardan biridir. Dergi ulemayı ve halkları birliğe, mezhep ve ırk taassubunu terke çağırıyordu: “Ulemanın Peygamber varisleri olarak yapmaları gereken dini bütünlüğü ve birliği yeniden canlandırmalarıdır.” “Müslümanları birleştiren en büyük bağ din bağıdır.” Avrupalılar dinsizlik, İbahiyye gibi düşünceleri sırf İslam’a sarılan halkların bünyelerini sarsmak kafalarını bulandırmak için yaymaktadırlar.” “Birliğe düşkünlük, zati egemenliklere sahip çıkmak ve İslam topraklarını korumak tüm İslam halklarının benliklerinde yer etmiş temel özelliklerdir.” Afgani, Mısırlıları birleşmeye ve sömürgeci düşmanlarına karşı ortak bir cephe oluşturmaya, Osmanlıları da Hind Müslümanlarını desteklemeye çağırmıştır. Yine İran ve Afganistan halklarını ortak düşmanları olan İngilizlere karşı birleşmeye teşvik etmiştir. Afgani’ye göre İslam Birliği belli bir siyasi aşama oluşuyla sınırlı değildi. Aksine o, İslam birliği, hem siyasi, hem dini, hem de medeniyet açısından gerekli bir öğeydi: İslam Dünyası’nın Edirne’den Peşaver’e kadar bitişik sınırları, Kur’an’ın hükmettiği halkları ve ortak akideleri ile tek İslam Devleti haline dönüşmelerinin vakti gelmiştir. Herkesin kardeşine Rabbinin “Müminler ancak kardeştirler.” Hükmü gereği bakmasından daha tabii ne olabilir? İslam halklarının bütünleşmesiyle kurulacak olan set, doğudan batıdan gelen azgın selleri durdurabilecektir. Sakın sözümden tüm bu toprakların tek bir sultanı olacağını çıkarmayın. Kuşkusuz bu oldukça zor bir şey ama tüm halkların yegâne otorite kaynağının Kur’an ve Dini birlikleri olmasını can-ı gönülden dilerim. Her ülkede bir yönetici bulunsun ve kendi hayatını sürdürebilmenin kardeşi olan başka bir İslam ülkesi yöneticisinin varlığıyla mümkün olacağı bilinciyle ona yardım etsin.”

3) Müslümanların Geri Kalmışlığının Nedenleri:

El-Urvetul Vuska, İslam Halklarının gerilik nedenleri üzerinde durmuş ve bazılarını dile getirmiştir. Müslümanların ayrılığa düşmeleri, güçlerinin zayıflaması, cebire/kadere boyun eğen bir akideye sarılmaları, yöneticilerin bilgisizlikleri, İslam’ı, gerçeklerini bilmemeleri, vehimlerle uğraşarak gerçek ilmi ihmal etmeleri vb... Dergi, Doğu halklarının Batılılara bakışlarını eleştiriyordu: “Doğuluların, Batılıları gerçek şekilde görmeyip bir takım vehimlere sahip olmaları onların düşmanları olan Batılılara teslimiyetlerine yol açmıştır. Doğuluların bir bölümü istemeyerek teslim olmalarına rağmen bir bölümü de münafıklık yaparak batılılara yanaşmaktadırlar.’’ Aynı şekilde dergi bir takım Müslüman edebiyatçıları ve şairleri de eleştirmiştir, zira onlar: “…tüm çalışmalarını komedilerle ve son derece boş ve gülünç hikayelerle sınırlandırıyorlar… Bunlardan ricamız gelişmiş halkların izledikleri edebiyat biçimlerini izlemeleri, nesil ve şiirlerinde insanları düşündürerek, donmuş kafaları harekete geçirmeleri ve güzel olan değerleri halka benimsetmeye çalışmalarıdır.’’

Afgani ve arkadaşları inançlarına göre: “Allah Teala, herhangi bir topluluğun varlık ve ilerlemesini güzel değerlere sahip çıkmaya, sarılmaya; yıkılış ve hezimetini ve bunları dışlamaya bağlamıştır. Bu, Allah Teala’nın insanlık için koyduğu sabit bir yasadır. Toplumların halkların farklı farklı olması hiçbir şeyi değiştirmez. Üsteki değerlerden bazıları doğru bir görüşe sahip olmak, doğru söylemek, adaleti sevmek, hakka sahip çıkarak onu korumak ve onun üstün gelmesi için mücadele vermek vb…

Ve Yayın Durdu

El-Urvetu’l-Vuska çok hassas bir zaman kesitinde yayına başlamıştı. Sömürgeci güçler zirvedeydiler ve bütün güç onlardaydı. Müslümanların kafalarındaki derin ve geniş boyutlu etkisinden ve onları özellikle İngiliz sömürüsüne karşı tavır almaya itmesinden dolayı İngilizler daha işin başındayken kendileri için büyük tehlike oluşturan bu dergiyi devreden çıkarmak için çalışmaya başladılar. Henüz dergi yayımlanmadan böyle bir derginin yayına başlayacağını haber alan İngilizler tehlikenin büyüklüğünü hemen fark etmişlerdi. El-Urvetu’l-Vuska’nın yazarı bakın neler atlatıyor: “Dergi kurmaya ve yayına geçmeye karar verdiğimiz sıralarda bazı Fransız gazetelerinin muhabirleri bunu duymuşlar ve gazetelerde belli belirsiz bir şeyler yazmışlardı. Büyük İngiliz gazetelerinin yazarları bunu görür görmez hemen harekete geçtiler, hükümetlerini böyle bir derginin İngiliz siyaseti üzerinde ne ters etkiler uyandıracağı hususunda sürekli uyarmaya başladılar. Hükümeti, dergini Mısır ve Hindistan’a sokulmaması için elinden gelen her şeyi yapmaya teşvik ediyorlar, hatta daha da ileri giderek Osmanlı Devleti’nin de bu konuda ikna edilmesini istiyorlardı. Tüm bunlar dergimizin ilk sayısı çıkmadan meydana geldi.’’

Dergiyi Alan ve Bulundurana Ceza

Sömürgeci güçler, dergi yayılmaya başladıktan ve tesirini gördükten sonra bir takım sorunlar ve engellemeler çıkarmaya başladılar, ama Paris’te basılmasına engel olamıyorlardı. Başka yollar bulmaya çalıştılar. Kolonilere girişini yasaklayarak okuyucularına baskı yaptılar. Hindistan’ın İngiliz hükümetinin yayınladığı kanun gereği, üzerinde El-Urvetu’l-Vuska’nın bir sayısı bulunan kimse iki yıl hapis ve 100 sterlin para cezasına çaptırılıyordu. Aynı şekilde İngilizler, Mısır bakanlar kurulunu da dergini Mısır’a girişini yasaklamaya ve üzerinde bir sayısı bulunanı 5 Cüneyhten 25 Cüneyhe kadar para cezası ödemeye varan bir yasanın çıkarılmasına zorladılar. Tüm bunlar Mısırlı okuyucuların gözlerini korkutmaya ve başyazarın da değindiği gibi kendilerine gönderilen sayıları teslim almamaya zorlamaya yönelikti:’’ Bazı Mısırlı kardeşlerimizin dergiyi teslim almaktan çekindiklerine ve cezaya çarptırılmaktan korktuklarına dair göndermiş oldukları mektuplardan dolayı çok üzüldük, ancak onların şu zor günlerde daha büyük işler yapacakları kanısındayız. Onların özgürlük emelleri büyük ve vesileler onlara yakındır. Ama dergiyi teslim almaktan çekinmeye varacak kadar büyük bir korkun içlerine nasıl girmiş? Kendilerini savunmaktan başka bir hedefi olmayan bu dergiye herkesten çok onların rağbet etmesi gerekir.’’

İngilizler dergini Hindistan ve Mısır’a girişini yasaklamakla büyük bir başarı elde ettiler. Dergi onu çok seven okuyucularına varamıyor, mesajını iletemiyordu. Bu zor şartlar değini kapanmasına yol açtı. 16.10.1884’te çıkan on sekizinci sayısıyla birlikte fiilen kapandı.

Ama yorulmak bilmeyen iki mücahit, Afgani ve Abduh şunları söylüyorlardı: “Hiçbir şey fikirlerimizi doğu halklarına ulaştırmamıza engel olamaz. Dergi olmazsa başka bir vasıta buluruz. Zira hakkın yardımcıları ve ona inananlar az değildir…’’

Lübnanlı edebiyatçı ve alim Hüseyn El-Cisr(1845-1909) El-Urvetu’l-Vuska’nın etkileri hakkında şunları söylüyor: “Eğer yayını biraz daha uzun sürseydi El-Urvetu’l-Vuska’nın İslam Dünyası’nda bir devrim meydana getireceği hususunda kimsenin kuşkusu yoktur…’’

Iraklı lider Süleyman El-Kiylani dergini her sayısını gördüğünde şöyle derdi: “Öbür sayısı gelmeden sanki bir devrim olacak gibiydi…’’ 

 

Not: Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Urvetü'l Vuska'nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer