Ana Sayfa  /  URVETÜ'L VUSKA  /  Allah'ın Müminleri Sınaması / Urvetü'l Vuska
  • Facebook da Paylaş
Allah'ın Müminleri Sınaması / Urvetü'l Vuska
  • 25-08-2014
  • 0 yorum
  • 1515 okunma
Kuşkusuz o hayatın zevkleri şu zevklerden daha tatlı ve onun mutluluğu şeytanın güzel gösterdiği geçici sevinçlerden daha büyüktür. İmanı kalbini doldurmuş olan bir mümin tam kamil olmasa da bunları görebilir.

“Elif lam mim. İnsanlar acılarla karşılaşmadan inandık diyerek bırakılacaklarını mı zannediyorlar? Allah’ın doğru olanları ve yalancıları bilmesi için onlardan öncekileri birçok acılarla karşılaştırdık.” (Ankebut; 1-3)

İnsanlardan çoğu inandık derler. Hâlbuki imanın insan üzerinde bir takım tesirleri vardır. Bu kimseler Allah’ın kendilerini inandık demeleriyle bırakıp kuruntularıyla yaşamalarına izin vereceğini zannederler. Yani Allah onları iyilerini görmek için çeşitli dertlerle karşılaştırmadan sırf kafalarındaki zanlarından dolayı mı hesaba çekecektir? Evet, onlar öyle zorluklarla karşılaşacaklar ki, gerçekten mümin mi, yoksa nefislerinin kulu mu olduklarını göreceklerdir. Bu insanlar içlerindeki kuruntulardan ve aslı astarı olmayan vehimlerden dolayı iman üzere olduklarını zannederler, ancak iman kalplerine girmedikçe onlar hiçbir şey üzere değillerdir. Bu durumları Allah’ın onların çalışanlarını ve sabırlarını bilmek için yapacağı iman sınavına kadar sürecektir. Ta ki insanların Allah üzerinde bir delilleri olmasın. Kitaplar indire, resuller gönderen, müjdeler müjdeleyen ve korkutan; sözü, vaadi hak olan Allah Teâlâ, inancının hayatında hiçbir tesiri olmayan, hayaller üzerine inanç kuran bir kimseyi nasıl mükâfatlandırabilir. Böyle kimseler sonsuz nimetlerden ve mutluluktan nasiplerini alacaklarını zannederler, fakat heyhat..! Bu zannıyla, kuruntularının arasında kendini bilmezcesine dolaşan kimsenin imanı sıkıntı, dert ve zorluklara pek tahammül edemez. Bunlar Allah’ın ebedi cehennem ve azapla hükmedeceği münafıklardan hiç de farklı değillerdir. İman, bütün arzulara galip gelmeli; Allah’tan başka hiçbir faktör ve saik olmaksızın O’nun rızasını kazanmak için çalışmalıdır. “Allah’a ve ahret gününe inanlar O’nun yolunda malları ve canlarıyla cihad etmekten kaçınmak için senden izin istemezler. Kuşkusuz Allah, kendinden korkanları iyi bilir. Senden ancak Allah’a ve ahret gününe inanmayan, kalpleri kuşkuyla dolu olan ve bu kuşkuları içinde ne yapacağını bilmeden dolaşan kimseler cihad için izin isterler.” (Tevbe; 44-45) İşte bu Allah’ın, mallarını ve canlarını cihad farizasının yapılması için harcamaktan kaçınanlar hakkındaki yargısıdır. Gördüğünüz üzere onların iman etmemiş kimseler olduğu gayet açıktır.

Allah Teâlâ ve O’nun indirdiği kitaplar, gönderdiği resuller ne kadar doğru söylemişlerdir: köklü inançlarını zayıflatacak girişimlere asla yönelmezler. İşte iman, inanan kimsenin içlerinde ve davranışlarında böyle kendini gösterir. O kimsenin kendine has özellikleri, tavırları yüce sıfatları ve üstün bir karakteri vardır. İşte Asr-ı Saadet Müslümanları tüm bu vasıflara sahiptiler. Onların yücelik ve üstünlüklerini, inançlarına karşı savaş açan müşrikler dahi kabul ediyorlardı. Onlar Allah’ın imtihanında sabrettiler ve imanları her türlü bozukluktan ve sapmadan uzak bir şekilde saf bir altın olarak ortaya çıktı. Allah Teâlâ sabırlarından dolayı onlara cennetlerini hazırladı. Gerçekten de O’nun çirkini temizden ayırt edebilmek için yaptığı bu imtihan oldukça zor ve yorucudur.

Evet, Allah’ın imtihanı olmaksızın, gelenekleri bir kenara koyup zorluklara tahammül etmeksizin, Allah yolunda mallar harcayıp, canlar feda etmeksizin, kişinin karşılaştığı her tehlike onun için bir kurtuluştur. İman savunması uğruna verdiği can onun ebediyetidir. İmanı görevleri yerine getirmek için karşılaştığı her zorluk sonsuz mutluluktur. Mümin malını imanının gerektirdiği şekilde harcar, fakirlikten korkmaz. Şeytan onu ne kadar fakirlikle korkutsa da ondan etkilenmez. Müminler için bu hayattan başka bir hayat olduğunu bilir. Kuşkusuz o hayatın zevkleri şu zevklerden daha tatlı ve onun mutluluğu şeytanın güzel gösterdiği geçici sevinçlerden daha büyüktür. İmanı kalbini doldurmuş olan bir mümin tam kamil olmasa da bunları görebilir.

Allah’ın iman uğrunda karşılaştırdığı zorluktan kaçmak ebedi hüsrana yol açar. Sapık düşman ordularının önünden sıvışmak sonsuz azabı gerektirir. Ancak din ile mutlu olunabilir. Din korunmazsa, boyunlar uçar. İmanın, Allah’ın kalplerini takva için sınadığı kimselerin dışındakilere çok zor gelen yükümlülükleri ve sorumlulukları vardır. İmani görevleri yerine getirme uğrunda katlanılabilecek tehlikeler ve sıkıntılar vardır. Bakın imanın gerektirdiği ilk şey, insanın kendinden, malından ve arzularından vazgeçip tüm bunları Rabbinin emirleri altına koymasıdır. Kişi Allah ve Resulünü kendinden fazla sevmedikçe tam iman etmiş olamaz. İman ettiği anda ilk hissettiği şey, bu dünyada başka bir dünyaya giden bir yolcu olduğudur. Bu hayattan daha hayırlı ve sonsuz olan bir dünyaya… Müminin attığı ilk adım, imanın çağrısıyla canını vermesidir. Allah Teala’nın resulleri diliyle ilettiği çağrıdan daha güçlü ve daha sesli bir davet olamaz. Ayak yürüdüğü, göz gördüğü, el tuttuğu müddetçe Allah Teala imanı koruma hususunda hiçbir özrü kabul etmez. O’nun müminleri sınaması koyduğu yasalardan biridir.

El-Urvetul Vuska
Cemaleddin AFGANİ / Muhammed ABDUH
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer