Ana Sayfa  /  BİYOGRAFİ  /  Abdulhamid b. Badis / Sabri HİZMETLİ
  • Facebook da Paylaş
Abdulhamid b. Badis / Sabri HİZMETLİ
  • 04-08-2014
  • 0 yorum
  • 2274 okunma
Halk arasında ve dostlarınca “baş üstad” ve üstad imam” diye çağrılan İbn Badis, her şeyden önce çok aktif bir İslam âlimi idi. İslam dünyasının ve ülkesinin en sıkıntılı dönemlerinde yaşamış, engellerden ve güçlüklerden kurtulma çarelerini bulma sorumluluğunu hissetmiş ve üstlenmiş bir düşünürdü.

Yaklaşık iki yüzyıldır. İslam Dünyası siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel yönlerden bir çalkantı ve geçiş dönemi yaşamaktadır. Osmanlıların 19. Yüzyılın ilk yarısından itibaren “hami devlet” görevini tam anlamıyla yerine getiremeyişi İslam topraklarının yavaş yavaş Batı emperyalistlerinin eline geçmesine yol açtı. Bunun en tipik örneklerinden birisi şüphesiz Cezayir’dir. Tarihteki varlığı Fenikeliler(M.Ö.) dönemine kadar uzanan bu ülke, diğer Kuzey Afrika ülkeleriyle birlikte. M.S 7. Yüzyılda Müslümanların hâkimiyetine girmiştir. Çok farklı medeniyetlere ve kültürlere beşiklik eden Cezayir 1514 ‘te Oruç ve Hızır Reis kardeşlerce Osmanlı Devleti topraklarına katılmıştır.

Osmanlı döneminde öz değerlerini koruyarak varlığını devam ettiren Cezayir, 1830’da Fransızların eline geçti. 130 yıllık Fransız sömürgeciliği Cezayir halkını milli ve manevi değerlerinden soyutlayarak kimliksiz bir toplum haline getirdi. Bu sonucu elde edebilmek için Fransa, İslam ve onun kurumlarına adeta hayat hakkı tanımama gibi sert bir politika izledi. Ülkedeki camilerin çoğunu kapatırken, Arapça eğitim-öğretimi yasaklayıp, okullardaki müfredatı, sömürgeci ideolojiye hizmet edebilecek insan tipi yetiştirmeye uygun hale getirdi. İslam ilimlerini tahsil etmeyi yasaklamanın yanında değerli pek çok İslam kütüphanelerini de imha etti. Camilerin ve okulların asıl mali kaynağı durumundaki vakıflara el koydu. Bütün bu politikaların sonunda Fransa “Frankofond” diye isimlendirilen dil, kültür, ahlak ve zihniyet yönlerinden Fransızlaşmış bir sözde “aydın Cezayirliler” sınıfını yetiştirdi. Cezayir halkı bağımsızlığa kavuşmak için dünyanın en kanlı ve en şanlı mücadelelerinden birini verdi. Ülke içindeki ve dünyadaki gelişmelere uygun politikalar ve stratejiler belirleyerek Cezayir’in öz yönetimine ve kimliğine kavuşması için Cezayirliler büyük bir mücadele ve bağımsızlık savaşı gerçekleştirdiler. Bu savaşta ve mücadelede, Fransa’nın ta baştan beklediği gibi İslam başrol oynadı Kurtuluş savaşının ve İslami Hareketin önderleri arasında büyük fikir ve aksiyon adamları olan Abdulhamid B. Badis, Emir Abdulkadir ve Malik Bin Nebi önemli rol oynadılar. Bu yazı Cezayir istiklal mücadelesinin ve bunun temelini oluşturan İslami hareketin İbn Badis’i ve düşüncesini tanıtmaya amaçlamaktadır.

Hayatı

Ailesi:

Tarihte “Hammadiye Devleti’ni kuran meşhur “Badis” ailesine mensup olan Abdülhamid b. Muhammed el-Mustafa b. El-Mekki b.Badis 1307/1889’da Konstantin’de hem de Cezayir’de ileri gelen ailelerdendi. Akrabaları arasında Cezayir toplumu ve Fransız sömürge yönetimince hatırı sayılan insanlar olagelmiştir. Bu durumunu güçlendirmesine karşılık bazı çevrelerin şüphe ve eleştirilerine de yol açmıştır.

İbn Badis’in ailesi bir Berberi kabilesi olan Sanhaciler’e dayanmaktadır. Günümüz Cezayir halkının önemli bir bölümünü oluşturan Kabil Topluluğu da bu kabileye mensuptur. Bazı yazar ve araştırmacılara göre ise, İbn Badis anne tarafından Türk asıllıdır.

Yetişmesi

İlkokula başladığı sıralarda babası, İbn Badis’e şöyle demişti: “Ey Abdülhamid! Dünyana ben kefilim, sen de benim ahretimi kurtar. Allah’ın huzuruna açık alınla çıkabileceğim Salih ve âlim bir evlat ol”. İbn Badis hakkındaki duygularını bu cümlelerle ifade eden baba, oğlunda ailesinin ve soyunun mazisine uygun meziyetler ve kabiliyetler sezmişti.

 Bu temenni ve nasihatler yönünde tahsil hayatına başlayan İbn Badis ilköğrenimini Konstantin’de tamamladı. Onun eğitim-öğretimi tamamen geleneksel yol ve yöntemler çerçevesinde gerçekleşti. On yaşında Kur’an-ı Kerim hıfzını tamamlayan İbn Badis şehrin meşhur âlimlerinden İslam ilimlerini tahsil etti. 1326/1908’de, 19 yaşlarına geldiğinde, Kuzey Afrika’nın en önemli ilim kurumlarından olan Tunus Zeytuniye Üniversitesi’ne kayıt yaptırdı. Bu medresedeki dört yıllık tahsil hayatı, onun dini ilimlerde ilerlemesi yanında dünya Müslümanlarını tanımasını sağladı ve ufkunu genişletti.

Abdülhamid b. Badis’in Zeytuniye’de tahsil yaptığı yıllarda Muhammed Abduh’un ıslahat fikirleri Tunus’ta canlılığını koruyordu. “Halduniye Kültür Derneği” bu fikirlerin temsilciliğini yapıyordu. Düzenlenen kongreler, sempozyumlar ve konferanslarla “ geleneksel öğreti” ile “yenilikçi öğreti” uzlaştırılmaya ve bütünleştirilmeye çalışılıyordu. Öyle ki Zeytuniye öğrencileri “yeni düşünce”nin savunucusu haline gelmişlerdi. İbn Badis de bunlar arasındaydı. Bu üniversitedeki derslerin ağırlık noktasını teşkil eden tefsir derslerinde, ayetlerin sosyal ve siyasi yöndeki çağdaş yorumları İbn Badis üzerinde çok etkili olmuştu.

Tunus’daki tahsilini tamamlayan İbn Badis 1330/1912’de Cezayir’e dönerek Konstantin Ulu Camiinde ders vermeye başlamışsa da Konstantin müftüsünün, kıskançlığından doğan müdahalesi nedeniyle buradaki derslerini kesmek zorunda kalmıştır.

Şimdilik bu ülkede yapılacak bir şey olmadığını anlayan İbn Badis 1331/1913 yılında, hem haccetmek hem de ilmi ve fikri görüşmelerde bulunmak üzere Cezayir’den ayrılmış, Mekke’ye gitmiştir. Haccını tamamladıktan sonra Medine’ye geçmiş, başta hocası Hamdan el-Venisi olmak üzere pek çok İslam âlimi ile görüşmüş ve tanışmıştır. Daha sonra Suriye ve Lübnan’a giden İbn Badis, buralarda, ileri gelen İslam âlimleri ile görüşmeler yapmıştır. Son olarak uğradığı Mısır’da M. Abduh ve R. Rıza‘nın çağdışı olan Şeyh el Muti’den ders okuyup icazet almış, zamanının Ezher ulemasının dini, edebi ve siyasi münazaralarına katılmıştır.

Ortadoğu seyahatini tamamlayan İbn Badis tekrar ülkesine dönerek hizmete başlamıştır. Camiler devletin kontrolünde olduğundan herhangi bir camide ders verebilmek için resmi izin gerekiyordu. Çeşitli girişimlerden sonra onun Konstantin’de küçük bir cami olan Yeşil Camii’de ders okutmasına müsaade edildi. İbn Badis Nisan 1332/1914’de başladığı cami derslerini 1938’e kadar aralıksız devam ettirmiştir.

Abdülhamid b. Badis’in cami dersleri Kur’an tefsiri ve hadis şerhi ağırlıklı idi. Yaklaşık yirmi beş yıllık vaaz ve irşad faaliyetleri çerçevesinde Kur’an’ın bazı ayetlerinin tefsirini yaptığı gibi cami cemaatine İmam Malik’in Muvata’ını da tümüyle okutmuştur. İmam İbn Badis bu derslerini daha sonra hareketinin yayın organı olan Şihab dergisinde “Mecalisü’t-Tezkir” başlığı altında yayınlamıştır.

İbn Badis büyük mücadelelerle geçen ömrünü 16 Nisan 1940’da tamamlamış, 51 yaşında Konstantin’de rahmet-i Rahman’a kavuşmuştur.

Kişiliği ve Ahlakı

Cezayir’in milli ve dini liderlerinden olan Abdülhamid b. Badis örmek bir ahlaka ve kişiliğe sahipti. Fiziki görünüm olarak, orta boylu, beyaz tenli, parlak yüzlü ve sakallıydı. Giyim-kuşamına çok özen gösterirdi. Elbisesi “el kundura” diye bilinen Cezayir yünlü kumaşından olup topuklarını geçmezdi. Başına daima beyaz bir imame takardı. Fransız kumaşından yapılmış bir bornoz giyen öğrencisine “Bu nasıl Bornoz? Benimki annemin bu ülkede dokuduğu kumaştan” diye tarizde bulunmuştur.

İnancı, ahlakı ve sağlam kişiliği ona heybetli bir görünüm kazandırmıştı. Öğrencilerinden birisi şu olayı anlatır: İbn Badis bir gün Konstantin sokaklarında yürürken, Fransız üst düzey görevlilerinden ve aynı zamanda “ La Depache Constantine” gazetesinin de yayın müdürü olan Mösyö Lusuyani ile karşılaştı. Bu Fransız onu görünce korktu, sıkıldı ve telaşla koşarak huzuruna gelip “Siz büyük bir insansınız, size kendimi tanıtayım, ben Lusuyani’yim” demek ihtiyacını duydu. Şeyh Beşir el-İbrahimi’nin şu değerlendirmesi de bu hususu doğrular mahiyettedir: İbn Badis öğrencileri ile birlikte el-İbrahimi’yi Vahran’da ziyarete gider. Şeyh, bu esnada halkın İbn Badis’e olan büyük hürmet ve bağlılıklarına şahit olur. Bir anda güçlü bir kişiliği ve nüfuzu varmış!..” sözleriyle hayretini ve duygularını belirtir.İbn Badis’in odasına bitişik odada beş yıl kalan ve ondan ayrılmayan öğrencisi şeyh M. Salih Ramazan da şunları söyler: “ Abdülhamid b. Badis’in fevkalade güçlü bir kişiliği ve tesirli bir ruhani yapısı vardı. Onun hayatında ruhi yönünün güçlü olması da buradan gelmektedir.” Şeyh İbn Badis, aynı zamanda, halim-selim ve tevazu sahibi bir insandı. Bu özelliklerini hem özel hayatında hem de ilmi çalışmalarında her zaman sergilemiştir. Bir defasında ilmi bir toplantıda kendisine yöneltilen bir soruyu cevaplandırır. Ancak daha sonra, kaynaklara bakar ki cevabı doğru değildir. Hemen kaleme sarılarak Şihab dergisinde şu açıklamayı yapar: “ Ben falan ve falanla beraberdim. Falan konu üzerinde durduk. Bu konuda doğru görüş falan kişinin söylediğidir.”

O dünya çok zahitti Konstantin’de eğitim-öğretim cemiyetinde çalışmasında rağmen, öğrenci sandığından para almaz, gazeteye yazdığı yazılardan elde ettiği mütevazı geliri ile geçinirdi. Şehirde Kamuş adlı bir caminin yanında küçük bir odada yaşayan İbn Badis çok az yerdi. Günde bir bardak süt, bir iki fincan kahve onun için yeterliydi. Bir yemeğe davet edildiğinde de yemeğin az ve bir kap olmasını şart koşardı. Bu mütevazı ve zahidane yeme-içme düzenine rağmen Cezayirli tarihçilerden birsinin, İbn Badis’in ölüm sebebi olarak çok yiyip-içmesini göstermesi gerçeği yansıtmamaktadır. Nitekim biyografileri de onun tabii ölümle öldüğünü belirtmektedir.

Abdülhamid b. Badiscesur ve atılgandı; fikrini açıklamak ve davasını tanıtmak konularında sabırlı davranırdı. Sert ve aşırı sözler söylemez, yumuşak ve etkili konuşmalar yapardı. Muhatabının durumuna göre fikirlerini açılardı. Kendisini dinleyenleri yormaz ve üzmezdi.

İbn Badis’in en önemli vasıflarından birisi de vaktini çok iyi değerlendirmesiydi. Zira İslam, Müslüman’ın vaktini itina ile kullanmasını ister. Bu yüzdendir ki, günlük namazlar değişik vakitlerde farz kılınmıştır.1 Bir hadiste de ifade edildiği gibi ‘’insan öldükten sonra malını, ömrünü ve gençliğini nasıl kullandığından sorgulanacaktır…’’ Evet, İbn Badis her işte ölçülü ve disiplinli idi, vaktini çok iyi değerlendirirdi. Onun bir günlük hayatı genellikle şöyle idi: Sabah namazından önce Yeşil Camiin öğrencilerinin evlerine uğrar ve onları namaza kaldırırdı. Namazdan sonra güne doğuncaya kadar derlere devam eder, sonra kahvaltı yapardı. Kahvaltıdan sonra öğle namazına kadar ders verir; öğle namazı ile ikindi namazı arasında dinlenirdi. İkindi den yatsı namazına kadar tekrar ders verirdi.

İbn Badis sosyal faaliyetlere de çok önem verirdi. Eğitim-öğretim için okullar, ibadet mahalleri ve hayır kurumları yaptırmanın yanında ticaret cemiyetleri, spor dernekleri, matematik ve fen bilimleri derneği kurdu. Bütün bunları yaparken de övülmekten hoşlanmazdı.

Güzel şiir ve musikiyi seven İbn Badis. Cezayir Arapçası ile geliştirilen bir tiyatro olmasını isterdi. Arap müziğinin gelişip yapılmasını teşvik eder, gençlere amatör orkestralar ve tiyatrolar kurmaya çağırırdı.

Tunusun ‘’Le Petit Matin’’ adlı günlük gazetesi 29 Mayıs! 937 tarihli sayısında İbn Badis hakkında şöyle bir değerlendirmede bulunuyordu: ’’Şeyh İbn Badis, değerli bir hatiptir. Sözleri çok etkileyicidir. Yirminci yüzyılda Cezayir halkının itici gücü ve yönlendirici şahsiyetidir. Şöhreti denizler ötesine ulaşmıştır, doğuda ve batıda yayılmıştır. Doğunun en seçkin simalarından biri olmuştur. Zahidane bir çehresi vardır. Beyaz elbisesi ve gece rengindeki sakalı, parlak bakışları ile etkileyici bir görünüme sahipti; hareketleriyle de hipnotizciyi andırır.”

İbn Badis’in cihadı, daha çok işgalci yönetime, sömürgeci Frabsa’ya karşı idi. Bu bakımdan birçok Fransız yazar İbn Badis ve aksiyonu hakkında yazılar yazmışlar ve değerlendirmeler yapmışlardır. Genel olarak, Fransız yazarlar İbn Badis’in gücünü ve halkın uyanışındaki etkisinin büyüklüğünü itiraf ederler. Fransız yöneticiler de Cezayir’le ilgili aylık ve yıllık raporlarında İbn Badis ve ona bağlı âlimlerin faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgi verirlerdi.

Fransız düşünür Roger Garaudy “Fazilet Ehlinin Faziletlerinin İtirafı” isimli makalesinde İbn Badis hakkında şu değerlendirmeyi yapar:

İbn Badis ve Beşir İbrahimi’nin anlayışları Türkiye’de Ziya Gökalp tarafından savunulan ve daha sonra Atatürk tarafından uygulanan “modernleşme” ve “batılılaşma” fikirlerine karşı çıkma ile sınırlıdır. Çünkü onlara göre, körü körüne batı taklitçiliği yapıldığından İslam ve Müslümanlar ruhi tarafını yitirdiler…” İbn Badis, Beşir el-İbrahimi ve Cezayirli Müslüman Âlimler Cemiyeti’nin öteki mensupları Müslüman kimliğini yok etmeyi amaçlayan. Cezayir halkını İslam-Arap kültüründen koparmayı hedef seçen sömürgeci eğitime karşı savaştılar. Onlar ayrıca İslam’ın ruhuna ters düşen ve hurafelerle dolu olan murabit-tarikat-düşüncesine karşı da mücadele ettiler.2

Halk arasında ve dostlarınca “baş üstad” ve üstad imam” diye çağrılan İbn Badis, her şeyden önce çok aktif bir İslam âlimi idi. İslam dünyasının ve ülkesinin en sıkıntılı dönemlerinde yaşamış, engellerden ve güçlüklerden kurtulma çarelerini bulma sorumluluğunu hissetmiş ve üstlenmiş bir düşünürdü. Bunu başarabilmek için ortaya koyduğu fikirleri ve metodu, yaşadığı ve mücadele verdiği şartlar gereği kendine özgü nitelikler taşımakla birlikte, İslam aleminde o dönemde yaygın olan “Selefiye Hareketi” içinde değerlendirilebilir. Zaten İbn Badis, düşünce yapısı, daveti ve faaliyetleri itibariyle bir bakıma, C. Afgani M. Abduh ve R. Rıza’nın benimseyip savunduğu dini anlayışın Kuzey Afrika’da temsilciliğini yapıyordu.

Basın Yayın Faaliyetleri

Abdülhamid b. Badis medyanın toplum hayatındaki önemini fark etmiş bir İslam âlimiydi. Bu çerçevede zamanın medyası kabul edilebilecek olan cami, mescid, okul, gazete, dergi ve kitabı hiç ihmal etmemiştir. Düşüncelerini halka ulaştırabilmek, daha geniş kitlelere seslenebilmek için önce el-Muntakid daha sonra da eş-Şihab adlı süreli yayın organlarını kurmuştur. El-Muntakid’in yayın hayatı çok kısa olmasına rağmen, 1925’te çıkarmaya başladığı eş-Şıhab yaklaşık 15 yıl(1926’dan 1939’a kadar) devam etmiştir.

Eş-Şihab, bir anlamda, M. Abduh’un el-Menar’ının Kuzey Afrika’daki devamı ve yansımasıydı. Menar’da dile getirilen anlayışı Cezayir’de seslendiriyordu. Şihab Dergisi her kesim insan tarafından okunmasının yanında özellikle gençliğin büyük ilgisine mazhar oldu. Dergide dini, siyasi ve sosyal konulara ağırlık verilmekle beraber İbn Badis’in temelde iki amacı vardı. 1. İslam’ı anlatmak ve savunmak 2. Cezayir’in Müslüman ve Arap birliğini korumak.

İbn Badis, yirmi yıllık ilmi kariyerinde çok sayıda makale yazmış ve çeşitli hacimde telif yapmıştır. Telifleri genelde dini, ahlaki, siyasi, sosyal ve kültürel konularla ilgilidir. Yazılarının çoğunu Kur’an ayetlerinin tefsiri ve bazı hadislerin şerhi teşkil etmektedir. Onun başlıca çalışmaları şunlardır:

Kitapları:

1-      Mecalisu’t –Tezkir min Kelami’l Hakimi’l-Habir(Tefsir)

2-      Mecalisu’t-Tezkir min Kelami’l Beşeri’n-Nezir(Hadis)

3-      Ricalu’s-Selef ve Nisauhu ve Ba’dil-A’lami’l Muasırin

4-      El-Kazaya el-Muasıra

Makaleleri:

A-     Siyasi ve Sosyal İçerikli Makaleler:

1-      Şihab’ın Doktrini üzerine, Şihab, Nisan 1935 s.1-3

2-      Emir Halid, Şihab, Şubat 1936, s. 622-630

3-      Kuzey Afrika Birliği(el- Mağariba), Şihab, Temmuz, 1937, s220-225.

4-      Acı söz veya salt gerçek, Şihab Kasım 1937, s. 403-404.

 

B-      Islahata Dair Makaleler:

1-      Reformculuğun Dünü ve Bugünü, Şihab, Şubat 1936, s. 646 vd.

2-      Muhammed Abduh’tan Reşid Rıza’ya Şihab, Şubat 1936. s. 647.

 

C-      Edebi içerikli Makaleler:

1-      Cezayir Dayısı Muhammed Osman Paşa, Şihab, Eylül 1937. S. 319-321.

2-      Kur’an’da Arapla, Şihab, Mart, 1939 s. 70-74.

3-      Hayat, İlim ve Sanat Dini İslam, Şihab, Ağustos 1939, s. 346.

İbn Badis’in Kur’an tefsiri ve hadis şerhi ile ilgili eserleri hakkında yukarıda bilgi verildi. Ricalu’s-Selef adlı eserine gelince, yazar bu eserinde tamamen seçmeci bir tarzda çağdaş birçok âlimin, devlet adamının, liderin, edebiyatçının ve şairin biyografilerini sunar. Bunlar arasında Abdulaziz Çaviş, Ramazan Hamud, Ömer Muhtar, Ahmet Şevki, Hafız İbrahim, M.Reşid Rıza, Emir Halid, Muhammed Bahid el-Muti gibilerini sayabiliriz. İbn Badis bu seçkin kişilerin hayatlarından bazen çok uzun bazen çok kısa anlatımlarla söz ederken, onların eselerinden, ilmi ve siyasi aksiyonlarından çeşitli misaller verir. O’nun bu gibi zatların hayatlarını dile getirmensin amacı bağımsızlık mücadelesi veren her kademedeki Cezayir insanına şevk ve cesaret vermektir.

‘’Çağdaş Problemler’’diye tercüme edebileceğimiz ‘’el Kazaya el-Muhasıra’’ adlı eserinde İbn Badis sadece zekat, oruç, fıtır sadakası ve adakla ilgili fetvalar veren birisi değil, Müslümanların önemli sayıdaki güncel problemlerinin çözüm yollarını göstermeye gayret sarf eden bir İslam âlimidir.

Abdulhamid b.Badis’in makaleleri nakilci-hikayeci nitelikte olmayıp çözüm bulmaya, insanları uyandırmaya, kişiliklerini kazanarak bağımsızlıklarını kazandırmaya yöneliktir.

Eğitim Faaliyetleri

İbn Badis’in en önemli faaliyetlerinden biriside eğitimciliğidir. O başta cami olmak üzere her seviyedeki okullarda ve benzeri yerlerde eğitim-öğretim faaliyetlerinden bir an bile geri durmamıştır. O yıllarda, Cezayir halkı için eğitim başta gelen sorunlardandı. Çünkü Fransız sömürgeci idaresi, tamamen kendi kültürünü ve ideolojisini telkin etmeye amaçlayan bir eğitim-öğretim programını zorla Cezayir halkına uyguluyordu. İbn Badis ise var gücü ile bu eğitim politikasına karşı çıkarak alternatif müfredatlarla halkına seslenmeye çalışıyordu. Çünkü tıpkı Mısırlı M.Abduh gibi, Müslüman toplumun ancak eğitim öğretim yoluyla mutlak istiklaline kavuşacağına ve geri kalmışlıktan kurtulacağına inanıyordu.

Şeyh İbn Badis, düşündüğü eğitim anlayışını hayata geçirebilmek ve sesini daha iyi duyurabilmek için ‘’İslami Eğitim Öğretim Cemiyeti’’ nin kuruluşuna öncülük etmiş ve 1938 yılına kadar bu cemiyetin başkanlığını yapmıştır. Öğretmen, İmam-Hatip ve teorisyen olarak eğitim-öğretim faaliyetlerin içinde olmuştur. İbn Badis’e göre eğitimin önemi şuradan geliyordu: Bir düşüncenin duyurulmasının ve halka kabullendirilmesinin en etkili aracı ve metodu düzenli ve programlı bir eğitim-öğretimdir.

Abdulhamid b.Badis’in eğitim-öğretim politikasının gayesi şöyle özetlenebilir: Her şeyden önce Cezayir halkının Müslüman-Arap, milli ve manevi değerlerini gerçek anlamda bilen vatanına bağlı olan bir toplum haline getirmek. Bunun başarılabilmesi için de İmam İbn Badis ülkede eğitimin ve öğretimin Arapça yapılmasını ve Arapçanın resmi dil olarak kabul edilmesini istiyordu. O inanıyordu ki halk Arapçayı iyi öğrenerek öz kimliğini oluşturan nizamı ve Arap kültürünü en güzel şekilde kavrayabilecektir. İbn Badisin eğitim anlayışının ve faaliyetlerinin temellerinden birisi de Arap kültürünü ve milliyetçiliğini canlandırmak, halka güçlü bir Arap milliyetçiliği duygusu vermekti.

Bu durumda Arapça din ve kültür dili, milli ve resmi dil olmakta, Arap milliyetçiliği ve Müslüman Arap kültürü de onun malzemesini oluşturmaktadır.

İbn Badis bir kuramcı değildi; düşüncelerini doğrudan pratiğe geçirmeye ve ıslahçı yönde kullanmaya çalışan bir aksiyon adamıydı. Müslümanların eğitim-öğretimleri için bir programa sahipti.

Badisçi Düşünce ve Yenilikler Karakteristiği

Müslümanların Dini Anlayışını Değerlendirmesi:

İbn Badis, İslam’ı yorumlarken ve insanlara açıklarken, yaşadığı hayatın ve ülkenin gerçeklerini daima gözünde bulundurur; metodunu ve fikirlerini bu yönde kurup geliştirirdi. Ona göre İslam, sadece itikat ve ibadetlerden ibaretlerden ibaret değildir. İslam aynı zamanda fert ve cemiyet hayatının bütün gönlerini kapsayan bir yaşayış biçimidir. Başka bir ifade ile İslam, itikadi, ibadeti, ahlak, siyasi, ekonomik ve sosyal hayatı düzenleyen kurallar bütünüdür. Bu sebeptendir ki Allah İslam’ı bütün zamanlar ve mekânlarda yaşayan insanlar için ‘’hayat nizamı’’ seçmiştir.

Gerçek böyle olmasına rağmen, İslam’ın gerçek mesajı çoğu zaman insanlara ulaştırılamamıştır. Müslümanların İslam anlayışında ve yaşayışlarında bir takım sapmalar, bulanıklıklar ve yanlışlıklar ortaya çıkmıştır. Yazılarında bu durumu tahdil eden İbn Badis, yaşadığı yıllarda iki türlü İslam yorumuyla veya yaşayışıyla karşılaşır ve bunların Zati İslam ve Verasi İslam olarak isimlendirir.

Zati İslam, Kur’an ve Sahih Sünnet’in içerdiği İslam’dır. Bu nitelikteki İslam, ona göre en güzel şekilde selef-i salihin tarafından yaşanmıştır. Bu anlayışa sahip olan kişi itikad, ibadet ve ahlak yapısını, kısaca hayatının tamamını Kur’an ve Sünet’te yer alan ilkelere dayandırır. İman ve amel bütünlüğünü esas alarak, yaşayışında karşılaştığı problemleri bu iki kaynağı ışığında çözer. Dini ve insanlığı kurtaracak anlayış işte bu İslam anlayışıdır.

Verasi İslam anlayışında ise taklid, örf ve adetlere dayalı, kuru ve donmuş bir din telakkisi vardır. Miras Miras İslam karakterindeki bu anlayışta, tembellik, uyuşukluk, yanlış anlaşılan bir tevekkül ve teslimiyetçilik hakim olur. Bu anlayışa sahip olan Müslüman topluluklar belli oranda bazı inançlarını ve ahlaki değerlerini korumuşlarsa da emperyalizmin pençesinden düşmekten kurtulamamışlardır.

Abdülhamid b.Badis, gördüğü bu çarpıklığı düzeltmek için, cami minberinde, gazete köşesinde, üniversite kürsüsünde mücadele etmek mecburiyeti hissetti. Bu anlayışla Kur’an’ı tefsir etti, hadisleri şehretti, eğitime yöneldi, siyasi faaliyetlere girişip halkı ve aydınları örgütlemeye çalıştı.

Siyasi Düşünce ve Faaliyetleri

İbn Badis, ülkesindeki şartlar gereği, erken denilebilecek yaşta hem fikri seviyede hem de aktif olarak siyasetle ilgilenmiştir. Ülkesi ve halkı için uygun ve faydalı gördüğü siyasi görüşlerini ifade etmiş, bu yolda ilerlemek için gerekli olan siyasi faaliyetlerde bulunmaktan da geri durmamıştır.

Abdülhamid b.Badis, İslam yönetim anlayışı ve esasları ile ilgili görüşlerini, Hz. Ebu Bekir’in halife seçilişine ve seçim sonrası hutbesine dayandırır. Bu hutbenin iyi bir tahlilini yaparak İslam’da devlet başkanlığı ve politik yapılanma ile ilgili olarak şu esasları ortaya koyar.

1. Müslüman toplum devlet başkanını hür iradesi ve seçimi ile yönetime getirir. Bu manada İslam’da hüküm (yönetim-egemenlik) tamamen sömürgeci anlayışın zıddıdır. Sömürgeci anlayışta insanlara idarecisini seçme hakkı tanınmaz.

2.  İslami yönetimde devlet başkanı Müslüman toplumun en olgunudur. Her yönüyle idaresi altındaki insanlara örnek olmak durumundadır. Devlet Başkanı her halükarda toplumunu korumaktan sorumludur. Kur’an’ın bildirdiğine göre karıncaların reisi ‘’Ey karıncalar. Yuvalarınıza girin. Süleyman’ın ordusu farkına varmadan sizi ezmesin’’3 diyerek toplumuna karşı bu sorumluluğu yerine getirmiştir.

3. Devlet başkanı yanlışlar yaptığında veya görevini yerine getiremez duruma geldiğinde toplumun onu azletme yetkisi vardır.

4.  İslam yönetiminde, yönetenler ve yönetilenler halkın ıslahı ve yararı konularında ortak sorumluluk taşırlar. Her iki grubun da kendine özgü vazife ve selahiyeti vardır.

5.  Müslüman toplum, ancak rıza gösterdiği ve yarına inandığı kanunlarla yönetir. Toplum da kanunlara ve yönetime itaat eder. Sömürgeci yönetimlerde olduğu gibi, halkın istemediği kanunlarla yönetilmesi hem zulümdür hem de sosyal huzursuzluklara yol açar.

İmam İbn Badis’e göre yönetimde ‘’ İstişare’’ ve ‘’adalet’’ esastır. İstibdat ve zulüm ne İslamidir be insanidir. Hiç bir şekilde meşru ve hoş görülmez. Ancak onun anlayışına göre yönetimde din ve devlet ayrılığı vardır. Bunlar iki ayrı alandır ve birbirlerine müdahale etmez.

İbn Badis’in bu konuda en çok üzerinde durduğu hususlardan birisi de ‘’Cezayir’in Cezayirlilerin vatanı’’ olduğu gerçeğini savunmasıydı. Çünkü Fransızlar bu toprakların Fransa’nın tabii bir parçası olduğu ileri sürerek Cezayir diye ayrı bir vatanın olmadığını İddia ediyorlardı. XX. yüzyılın ilk yarısında ‘’Cezayir Vatanı’’ kavramını ortaya atan ve bu fikri geliştiren kişi İbn Badis olmuştur. O, Cezayir’in bölünmesine veya Fransız toprağı olmasına var gücüyle karşı çıkmıştır. Konuyla ilgili görüşlerinin bir kısmını 1929 yılında el-Muntakid dergisinde ‘’Hak Herkesin Üstündedir, Vatan her şeyden Önce Gelir’’ adıyla yazdığı makalesinde açıklamıştır.1937 yılında yayınladığı bir yazısında ise meseleye şöyle yaklaşıyordu:

Vatanseverlik yüce bir duygudur. Fakat bu günlerde siyasi bir suçtur. Vatan kavramı, vatan fikri, vatanın bölünmez bütünlüğü düşüncesi vatandaşların birlik ve beraberlik duygusunu beraberinde getirmektedir. Cezayir halkı ancak böylece, Arap asıllı, Arap milliyetine mensup olduğunu, İslam’a bağlı bulunduğunu mudrik ‘’Cezayirli toplum’’ bilincine ulaşacaktır.4

Aynı yıl kaleme aldığı bir başka makalesin de şöyle demektedir:

Başkalarının eğitim anlayışına göre yetişen bu vatanın çocuklarından bir kısmı, Cezayir vatanı fikrine karşı çıkıyorlar ve burayı Fransa sayıyorlar. Bu insanlar apaçık bir sapıklık ve sorumsuzluk içindedirler. Çünkü Cezayir vatanı ve Cezayir Müslüman Arap halkı, yüzyıllardan beri mevcuttur. Bu milletin uzun bir tarihi, ayrı bir dini ve dili vardır.5

Abdülhamid b.Badis, ısrarla, Cezayir vatanının düşman istilasından kurtulmasını, halkın üzerindeki hegemonyacı yönetimin kalkınmasını istedi ve bu yolda mücadele verdi.

XX. yüzyılın ilk yarısında Arap dünyasının önemli gündem konularından birisi de ‘’Arap Birliği’’ idi. Ancak Şekip Arslan gibi Arap düşünürler böyle bir oluşumun gerçekleşebileceğini söylüyorlardı. Zira onlara göre Arap dünyasında yönetimde egemen olanlar yabancı güçlerdi. İbn Badis ise böyle bir birliğin gerçekleşebileceği düşüncesindeydi. Ona göre Araplar, tarihi, dini, sosyal ve kültürel yönlerden zaten fiili, bir birlik arz ediyorlardı. Eğer Arapların işlerini bir elden yürütecek siyasi bir mekanizma oluşturulabilirse arzulanan bu birlik gerçekleştirilmiş olacaktır. Bu mekanizma Arap dünyasının hem iç işlerini hem de dış işlerini düzenleyebilirdi. Hatta tek tek bağımsızlıklarını kazanan Müslüman ülkeler de pekâlâ bir siyasi birlik oluşturabilirlerdi. Böylece Arap birliği kurulmasından sonra ‘’ dünya Müslümanları birliği’’ gerçekleşebilirdi.6

Aslında İbn Badis, ülkesinin istiklal için mücadele verirken İslam dünyasının diğer bölgelerindeki gelişmeler de yakından ilgilenmiş ve onlarla alakalı görüşlerini dile getirmiştir. Libya’da Ömer Muhtar’ın elhadı ve Filistin meselesi bunların başında gelir. Yahudi ve Siyonizm tehlikesiyle ilgili bir yazısında o şöyle demektedir:

Zalim İngiliz sömürgeciliği Siyonizm’le evlendi. Bunlar Müslümanlara karşı işbirliği yaparak Kudüs ve Filistin’e saldırdılar. Mukaddes yerleri yakıp-yıktılar. Böylece Müslümanları kalbinden yaraladılar. Artık bu yara zor iyileşir. Tüm Müslümanlar Filistin ve Kudüs konusunda Allah katında sorumludurlar. Şehitlerin ruhlarının ızdırabı çocukların, yetimlerin ve kadınların çektikleri onlardan sorulacaktır.7

Siyasi Görüşlerin Yaşantıya Geçmesi ve Kurumlaşması:

Cezayirli Müslüman Âlimler Cemiyeti:

Abdulhamid b. Badis’in en önemli siyasi faaliyetlerinden ve kararlarından birisi, Müslüman âlimleri siyaset yapmaya çağırmıştır. Bu, o dönem İslam dünyası ve Cezayir için çok ileri ve cesaretli bir adımdır. Çünkü o yıllarda İslam dünyasından İbn Badis’in çağrısının tam tersine İslam âlimlerinin siyasetinden ve siyasi mekanizmalarından çekilmesi ve uzaklaştırılması söz konusuydu. Din bilginlerinin ve görevlilerin siyasetle ilgilenmesi ‘’din istismarcılığı’’ sayılıyordu. Oysa: İbn Badis’e göre Müslüman âlimler, şu veya bu ölçüde, toplumdaki görev ve düşüncelerin önderleridirler, dolayısıyla siyasetten uzak kalamazlar. O, bir makalesinde konuyla ilgili görüşlerini söyle açıklamaktadır.

Müslüman âlimler siyasetle ilgilendiklerinden dolayı niçin kınanıyorlar? Fransız Akademisi keşiş Richlieu’nun eserlerinden arınmış mıdır? Bu işleri başkaları (Fransızlar) yaparsa doğru ve güzel oluyor da Müslüman yaparsa yanlış ve çirkin mi oluyor? Müslüman âlimlerin siyasetle uğraşmalarında kesinlikle bir sakınca yoktur. Onların politika yapmaları ne ayıp nede çirkin bir iştir.8

Batı yanlısı yazarlar ve düşünürler İbn Badis’i bu düşüncelerinden dolayı şiddetle eleştirdiler. Bunun üzerine o ‘’ Toplumda âlimlerin yükümlülüğü’’ adıyla bir makale yayınladı. Burada şöyle diyordu:

…İslam, âlimleri toplumu ilgilendiren hiçbir işin dışında bırakmıyor, siyasetle ilgilenmekten alıkoymuyor. Kaldı ki alimler siyaset işine başkalarından daha uygundur.Onlar ümmetin gücüdürler (çobanları)dır, halkın en sorumlu kişileridir. Başkaları onları hicvetme ve yaptıklarını kötüleme durumunda değildirler. Âlimler, topluma yönelik sorumluluklarını yerine getiren insanlardır. İslam’da âlimlerin görevi sadece ders vermek ve irşad etmek olmayıp, toplumla ilgili bütün işlere katılmaktır. Kaldı ki her toplumda ve her dönemde düşüncenin, siyasetin ve dinin önderleri âlimler olagelmiştir.9

Bu düşüncede olan ve Müslüman âlimlerin her konuda aktif olmasını isteyen İbn Badis, onları örgütlemek için de çaba sarfetmiş ve sonunda hedefine ulaşmıştır. Uzun mücadeleler ve faaliyetlerden sonra 5 Mayıs 1931’ de ‘’ Cezayirli Müslüman Âlimler Cemiyeti’’ kurulmuş ve başkanlığını da ölünceye kadar İbn badis yürütmüştür.

Abdülhamid b. Badis’i bu konuda kesin adım atmaya sevk eden etkenlerden birisi de Fransa’nın Cezayir’i İşgalinin 100. Yılı münasebetiyle verilen resmi bir beyanatta yer alan şu cümleler idi:

İslam dinini de zelil ettik İslam âlimlerini de… Bir kimsenin imam veya kadı tayin edebilmesi için mutlaka Fransa yararına casusluk etmesi şarttır. İmamların ve kadıların terfi edebilmesi için de Fransız sömürge yönetimine ihlasla bağlı olduğunu göstermeleri ve ispatlamaları lazımdır.10

Bu tür tavırlar ve uygulamalar karşısında örgütlenmek zorunda kalan Müslüman âlimler Cezayir’in siysi, kültürel ve sosyal hayatında önemli rol oynamıştır. Cezayirli Müslüman Âlimler Cemiyeti Cezayir’de milliyetçilik hareketinin ortaya çıkmasında ve gelişmesinde önderlik etmiştir. Cezayirli Müslüman Âlimler Cemiyeti tamamen halkla bütünleşmiş ve her yönden halkın düşüncesini etkileyip yön vermiştir. Bu fonksiyonları yerine getiren onun gibi bir başka milliyetçi dernek veya cemiyet yoktur. Âlimler Cemiyeti’nin çağrısı her kesime yönelikti ve onlar herkese ulaşabiliyorlardı. Onların faaliyetleri belli bir sosyal sınıf ve yerleşim bölgesiyle sınırlı değildi.11

Fransız yazar R. Ageron da konuyla ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapar:

İslam’da dini unsurlarla siyasi unsurlar birbirlerinden ayrılmaz. Aynı şekilde Cezayirli Müslüman âlimler ülkenin milli ve dini yönlerden bağımsızlığını savunurlarken, inançların ıslah ve Arap kültür ve düzeyinin yükseltilmesini birlikte mütalaa etmişlerdir.12

Abdülhamid b. Badis gerek ferdi olarak gerekse kurduğu ve başkanı olduğu Cemiyet aracılığı ile siyasetle doğrudan ilgilenmiştir. Siyasi görüşlerini uygulama imkânı bulmuştur. Ancak, Malik b. Nebi ve bazı Cezayirli yazarlar onun ‘’Âlimler Cemiyeti’’ni siyasete sokmasını doğru bulmazlar; bu yönden İbn Badis’i eleştirirler.

Kur’an Tefsiri Çalışmaları

İmam İbn Badis, ıslah hareketlerinin yayın organı olan Şihab dergisinde tam on yıl süreyle ‘Mecalisü’t-tezkir’ adlı köşesinde Kuran Tefsiri yapmıştır. O’nun tefsir anlayışı, M.Abduh’un ve R.Rıza’nın anlayışı paralelindeydi. Nitekim Şeyh İbn Badis önceki âlimlerin tefsir alanında yapılması gerekeni yaptığı gerekçesiyle Kuranın baştan sona tefsirini yapmamıştır. Ona göre önceki müfessirlerin tefsirleri, ümmetin ihtiyaçlarının önemli bir kısmına cevap veriyordu, dolayısıyla aynı şeyleri tekrarlamak boşuna bir iştir. Hem önceki âlimlerin bir kısmı öylesine güzel tefsirler yazmışlardı ki bunlardan daha güzelini yazmak oldukça zordur.

Ancak unutmamak lazımdır ki klasik tefsirler daha çok, dil, elam, fkıh, arih ve cedel sahalarındaki konulara yönelikti. B durum onlar için eksiklik bile değildi. Zira o zamanlarda gündemde olan konuların çoğu bu konumdaydı. Oysa Müslümanlar şimdi yeni birçoğu sosyal, ekonomik, siyasi nitelikte olan problemlerle karşılaşıyorlardı. Bunların Kuran esas alınarak çözülmesi için de ilgili ayetlerin yeniden tefsiri lazımdır. İşte İbn Hadis bunu yapmıştır. Her ne kadar Kuranın baştan sona kadar bir tefsirini yapmamışsa da ayetleri; sosyal, ekonomik, politik ve kültürel yönlerden açıklamaya çalışmıştır.

Yıllarca cami kürsüsünde yaptığı tefsirini ayrıca kaleme de döken Şeyh ‘Dramatik’ bir üslup kullanmıştır. O muhatabını, zihnin bir takım spekülasyonlarla ve zekâ oyunlarıyla meşgul etmekten çok ruhi ve hissi olarak etkilemeye ve Allah’ın muradını ona açıkça aktarmaya çalışmıştır.

Ancak İbn Hadis, yaptığı ayet yorumlarında çağdaş konulara değinmesine rağmen klasik kaynakları kullanmaktan çekinmemiştir. Bunlar arasında, başta temel hadis, kelam, fıkıh ve tarih kitapları olmak üzere Taberi, emahşeri, eydavi, azi ve İbnül Arabi gibi âlimlerin eserlerini sayabiliriz.

Müslümanlara, İslam Dünyasında ve Cezayir’de meydana gelen siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel oluşumları anlatmaya ve kavramaya yönelik olan İbn Hadis tefsiri bu yönüyle döneminin bir aynası durumundadır ve araştırmalara kaynaklık edecek özelliktedir. Nitekim onun tefsirciliği ve tefsirinin vasıflarıyla alakalı iki müstakil akademik çalışmanın yapıldığını görmekteyiz. Bunlardan birisi Ali Merad’ın ‘Müfessir olarak İbn Badis’13 başlıklı Fransızca eser; diğeri de, Hasan Abdurrahman Selvadi’in ‘Abdülhamid İbn Badis Müfessiren’ isimli kitabıdır. Mecalisu’t-Tezkir, ıslahatçı anlayışta ele alınmış olup MAbduh’un ve Menar’ının bir benzeri veya devamı niteliğindedir. Her ne kadar hacim ve içerik aynı olmasa da İbn Badis’in tefsiri Menar’ın Kuzey Afrika’daki yansıması olarak değerlendirilebilir.

İbn Badis, tefsirlerinde Kuran’ı kavrayıp açıklamaya çalışır: filoloji, tabiat bilgisi ve Müslümanların ferdi ve toplumsal yaşantılarındaki rehberlik rolü. İbn badis ele aldığı ayetlerle ilgili yorumlarını Hz. Peygamber’ ve ashabından gelen hadisler yardımıyla yapar. Ayetlerin inançla ve Müslümanların yaşamlarıyla ilgili yorumlarını yapmayı da ihmal etmez. Böylece onun tefsirlerinde ve yorumlarında üç tür yorumun birlikte yer aldığı görülmektedir:

a)      Hadisler yardımıyla tefsir ve yorumlama

b)      İtikadi yönden tefsir ve yorumlama

c)       Sosyal olayları ve yenilikleri yorumlama

 İbn Hadis’in tefsirlerinde ve yorumlarında Hz. Peygamberin siretine, hadislerine, ashabının sözlerine, Arapça gramer terimlerine ve ilmi ıstilahların ayrıntılı bilgisine önem verilir.

İbn Hadis metot itibariyle, akademisyenlere ve aydınlara değil, daha geniş bir halk kütlesine pratik bir metotla Kuran’ı açıklamaya çalıştı. Zaten o dönem Cezayir halkı için Kuran’ı açıklama ve yorumlama ancak böyle bir metotla olabilirdi. Kaldı ki her konuda olduğu gibi tefsir ve yorum konularına da örnek aldığı Abduh ve Reşid Rıza’nın Menar tefsirinde takip ettikleri usul de böyle idi. Nitekim İbn Badis, tefsir ve tevil yaparken Abdul ve R.Rıza’nın Kuran’ı açıklamalarına sıkça iktibasta bulunmaktadır.

İbn Badis’in yaşadığı dönemde Cezayir, fakir ve sömürge bir ülkeydi. Sömürgeci yönetimlerce yoksullaştırılmış ve asli değerlerinden soyutlanmıştı. Cezayir ve Cezayir halkı Fransızlarca sömürülmekteydi. Sefalet ve hurafeler sebebiyle halk hurafelere saplanmıştı. Ülkedeki tarikatlar aracılığıyla bidatlar ve hurafeler gerçek inanç esaslarının yerini almıştı. Bu sebeplerdir ki o, bir yandan tarikatlara ve sufilere bir yandan da bidat ve hurafelere karşı mücadele etmiştir. Onlara şiddetle saldırmış ve birçok yönden eleştirip suçlamalarda bulunmuştur.

İbn Badis Cezayir halkının sorunlarına eğildi ve bir takım ilmi ve pratik çözüm yolları gösterdi. Arapçaya dayalı bir milli eğitimin gerekliliği üzerinde durdu. Cezayirli Müslüman kimlik ve kişiliğine kavuşan halkın ancak yabancı işgalcileri ülkeden kovabileceklerini söyledi.

Hadis Şerhi Çalışması

Hadisler ve Sünnet-i Seniyye İbn Badis’in düşünce yapısının Kur’an’dan sonraki kaynağıdır. Yukarıda da değindiğimiz gibi O, tahsil yıllarında İmam Malik’in Muvatta’sını ezberlediği gibi Cami cemaatine de onu okutmuştur. Başta bu kitap olmak üzere diğer hadis kitaplarından derlediği hadisleri zamana ve zemine uygun olarak şerhetmiştir. Tefsirlerinde kullandığı bu hadisler yine Şihab dergisinde Mecalusu’t-Tezkir köşesinde yayımlamış ve daha sonra ‘’Mecalusu’t-Tezkir min Hadisi’l-Beşeri’n-Nezir adıyla bir kitap haline getirmiştir.

Abdulhamid b. Badis, Kur’an ayetlerini tefsirinde olduğu gibi, hadisleri de toplumun meselelerine çözüm getirecek yönde bir bir yorumlamıştır. Bunu yaparken hadislere senet, metin, lafız, terkip, mana ve istinbat yönlerinde metedojik olarak yaklaşmıştır. O’nun hadis yorumculuğu da yine ıslahatçı anlayışı çizginde olmuştur.

Kur’an tefsirinde olduğu gibi hadis şerhinde de İbn Badis, belli bir hadis külliyatını baştan sona bitirmek gibi bir gaye gütmemiştir. O şerhettiği hadisleri günün meselelerine açıklık getirenlerden ve ıslah hareketlerini destekleyenlerden derlemiştir.

Sünnet’in Kur’anı tesfir etme vasfını ön panda tutan İbn Badis, Cezayir halkının karşı karşıya olduğu problemlerin çözüm yollarından söz ederken Hazreti Peygamber’in hayatından örnekler verir; O’nun çeşitli uygulamalarına dayanarak bazı olayları açıklar. Böylece O, asr-ı saadeti yirminci yüzyıla taşır; günün insanını on dört yüzyıl öncesine götürür. Derslerinin istekle takip edilmesi ve fikirlerinin dinleyenler üzerinde etkili olması buradan gelmektedir.

 Sizleri ilk Müslümanların, örnek önderlerin yoluna çağırdık, Kur’an’a ve sahih sünnete bağlanmaya davet ettik. İlk Müslümanların bu iki kaynağa bağlanıp davet ettik. İlk Müslümanların bu ili kaynağa bağlanıp yaşama yolunda hangi güçlüklerle karşılaştıkları bilinmektedir. Atalarının inancı üzerine yaşamak gafletinde olan, bu sebeple İslam’a ve Müslümanlara düşmanlıkta bulunan kimsesizlerin neler yaptıkları da malumdur. Günümüzde de aynı anlayış ve yo üzere bulunan ve İslam’a düşman olan birçok gafil Müslüman evladı var. Bu insanlara karşı uygun yollarla mücadele etmek lazımdır. Aydınları arı ve sağlıklı bir din kültürüne kavuşturmak; dini her türlü hurafelerden temizlemek ve kültürlü kimselerin kuşku duymadan kabul edebilecekleri arılığa kavuşturmak; onda akılla ve rasyonel verilerle uyuşmayan bir görünüm bırakmamak lazımdır. Zira İslam’da selim aklın ve doğru bilginin kabul etmeyeceği hiçbir şey yoktur. İslam’ı belirten nitelikler dairesinde anlayıp yaşayan Müslüman, bu yolda öncü kişidir. Maddeci ve inkârcı kültürlere karşı çıkıp, öz değerlerine bağlı olan Müslüman, yabancı kültürlere karşı mücadele bayrağını taşıyan kimsedir.14

Tasavvuf ve Tarikatlara Bakışı

XVI. yüzyılın başlarından itibaren tasavvuf ve tarikat adamları Kuzey Afrika’da güç kazanmaya başlamış. XIX. Yüzyılın sonlarında ise gücünün zirvesine ulaşmışlardır. Bunların halk üzerinde büyük nüfuzu vardı. Bölgenin ekonomik ve siyasi hayatında da söz sahibi idiler. Cezayir’de faaliyette bulunan tarikatlerin başlıcaları şunlardır: Kadirlik, Ticanilik, Rahmanilik, Şazalilik, Dulkarilik ve Alevilik15.           

Tasavvuf ve tarikat anlayışı Osmanlı hâkimiyetini döneminde Kuzey Afrika İslamlığına damgasını vurmuştur.

Fransa’nın Cezayir’i işgal ettiği yıllarda tarikatların ve şeyhlerin faaliyetlerinde mal-mansıp peşinde koşmak, çıkar korumak ve halkı uyuşturmak gibi yozlaşmalara görülüyordu. Fransız yetkililerde Cezayir halkına tahakküm etmenin en uygun yolunun tarikat ve zaviye şeyhlerine mal ve mevkii vererek yakınlık kurmak ve onları kullanmak olduğunu fark etmede gecikmediler. Onlarla şu veya bu zeminde bağlantılar kurarak politikalarına destek bulmaya çalıştılar.

Böyle bir durum karşısında İbn Badis tasavvufa ve tarikata karşı çıktı. Şüphesiz onun tasavvufa karşı çıkışının temelinde mensubu bulunduğu ıslahatçı selef anlayışının da etkisi vardır. Şeyh İbn Badis tarikatlara karşı çıkışının iki gerekçesi olduğunu söylemektedir: Birincisi tarikatlar İslam’a bir takım hurafe ve bid’at, sapık fikir ve uygulamalar sokmuşlardır. İkincisi tarikatlar Fransız işgalcilerin arzusuna uygun olarak faaliyetlerde bulunmuşlardır.

 İbn Badisi, Cezayir Müslüman Alimeler Cemiyetinin beşinci kongresinde yaptığı konuşmada konuyla ilgili olarak şunları söylüyordu:

Tarikatların aslı, ibadetlerden kopma, dünyadan el-etek çekme, bedenin tabii ihtiyaçlarından ve lezzetlerinden yüz çevirme gibi şeylere dayanır. Ayrıca tarikatlar kapalı bir kutuya benzerler. Onlar bu tür görünümlerini Hristiyanlardan almışlardır. Tarikatlardaki ruhun olgunlaşmasını sağlamak için bedene işkence etme anlayışıyla da Brahmanlardan alınmıştır.16

Abdulhamid b. Badis tarikatlerle ilgili görüşlerinin büyük bir bölümünü ‘’Cevabun Sarihun fi beyani Muzdatı’t-Tarikati’t-Ticaniye li’l İslami’s-Sahih’’ adlı makalesinde açıkladı. Yüzyılımızın başlarında Kuzey Afrika’da güçlü bir konumda bulunan Ticaniye tarikatını tenkit için kaleme aldığı bu makalesinde İbn Badis, tarikatlerin kendince yanlış bulduğu yönlerini okuyucusuna açıklamaya çalışmıştır. 

Ancak Şeyh İbn Badis’in tarikatlere tamamen yüz çevirdiği ve onlarla ilişki kurmadığı söylenemez. İbn Badis istiklal mücadelesinde birçok tarikat şeyhlerinden destek görmüştür. Cezayirli Müslüman Âlimler Cemiyetinin kuruluşu sırasında ve daha sonra da şeyhlerden önemli destek ve yardımda almıştır.17

Kaldı ki bütün sufiler ve şeyhler bid’at ehli olmadığı gibi Cezayir’de ki tarikatlerin ve zaviyelerin hepsi de sömürgeci yönetime alet olmuş değildi.

Ahlak Anlayışı

İbn Badis’e göre ahlak esaslarının kaynağı dindir; başka bir ifadeyle Kur’an ve sahih sünnettir. Ancak zamanla İslam ahlakının bazı esasları Yunan Felsefesinin bir karışımı haline gelmiştir. İşte İbn Badis bu tür ahlak anlayışına karşı çıkmıştır. Müslümanlar, ona göre, İslam’ı yeniden doğru anlamak ve yaşamak istiyorlarsa selef-i salihinin yaşadığı ahlakını Kur’an ve Sünnet’e dayalı İslam ahlakını öğrenmeli ve yaşamalıdırlar.

O Cezayirlilere de gerçek İslam ahlakını yaşamalarını önerdi. Ancak bu yola ülkede ki sosyal afetlerde ortadan kalkacak, nefisler ıslah olacak ve Fransa’nın sömürgesinden kurtulunabilecekti. İbn Badis ferdi ahlakla içtimati ahlakın birbirini tamamladığı ahlak anlayışına sahip olan toplumların huzur içinde yaşayacaklarına inanıyordu. Fert hayatıyla Cemiyet hayatının, cami ile ticaret mahalinin bir bütün oluşturması durumunda Müslüman toplumun huzur ve saadette kavuşacağını söylüyordu. Nitekim o ekonomik ve ticari hayata da yöneldi: İslam’ın iş, meslek ve ticaret ahlakının ilkelerini açıkladı. Sömürgeciliğin hakim olduğu dönemde Cezayir’in ekonomik hayatına yahudi ve Hristiyanlar yön veriyorlardı. Ekonominin çoğu dallarında onların sözü geçiyordu. Müslüman esnaf, tüccar, sanatkâr ve zanaatkârlar ise bunların sultasındaydılar. İbn Badis Müslümanların ekonomide daha çok söz sahibi olmalarını ve gayri Müslimlerin ekonomik hakimiyetine son vermelerini istiyordu.

Bu yönde bir takım faaliyetlerde bulundu; bir yandan konuşmalarıyla kamuoyu oluştururken, diğer yandan ileri gelen Müslüman zenginleri organize etmeye gayret etmeye gayret etti. Bu çalışmalar sonunda 1353/1934’te Belkasım Büşucce’nin başkanlığında Konstantin Tüccar Cemiyeti’ni kurmayı başardı. Bu cemiyet sonraki yıllarda, Fransız otoritelerin engellemelerine rağmen, ekonomide büyük söz sahibi olmuştur18

İbn Badis ve İslam Dünyası

Kuşkusuz Fransa, sömürgeci yöntemiyle demirden bir sur ile Cezayir’i İslam dünyasına kapatmıştı. Buna rağmen Cezayirli Müslümanlar dünya Müslümanları ile imkanlar dahilinde ilgilendiler, onların problemlerini öğrendiler ve bağımsızlık mücadelesi tecrübelerinden yararlanmanın yollarını aradılar. Cezayir’in önünde ki bu surun kaldırılmasında İbn Badis’in büyük etkisi olmuştur. O’nun İslam dünyasına açılma çabaları Tunus’a öğrenci olarak gitmesiyle başlamış ve ömrü boyunca da devam etmiştir. Tunus dönüşünde Ortadoğu’da gezen İbn Badis Hac ibadeti sırasında İslam dünyasının ileri gelenleri ile de görüşme imkânı bulmuştur.

İbn Badis, inanç ve düşünce itibariyle İslam Dünyası’na bağlı idi. Faaliyetleri Fransızlar tarafından yakından takip edilmesine rağmen dünya Müslümanlarıyla her seviyede ve her fırsatta ilişki kurmuştur. Başında bulunduğu Şihab dergisini de bu konuda bir araç olarak kullanılmıştır. Bu yolla, mesela, yaşadığımız yüzyılın başlarında İslam Dünyasının büyük düşünürlerinden Şekip Arslan’la fikir alış verişinde bulunmuştur. Yine aynı dönemin önemli Müslüman önderlerinden olan Kudüs baş müftüsü Şeyh Emin el-Hüseyni ile ilişkileri olmuştur.

Şihab dergisinde yazdığı yazılarla İbn Badis İslam dünyasındaki fikri, siyasi ve ekonomik gelişmeleri her fırsatta dile getiriyordu. Söz gelişi İtalyanlar Libya’yı işgal ettiklerinde O, müstemlekeciliğe karşı mücadele eden tüm Müslümanları Libyalı Müslümanların yardımına çağırmıştı. İtalyanların işgalini kınamış ve tüm Müslümanların bu zulüm karşısında uyanıp birleşmelerinin gereğini vurgulamıştı.19 Aynı şekilde Tunus Dustur Partisi başkanı 1937 yılında sürgünden geri döndüğünde İbn Badis Tunus’taki âlim din kardeşlerine kutlama mektupları göndermiş daha sonra da bizzat Tunus’a giderek onu ziyaret etmiştir.20

İbn Badis’in dünya Müslümanlarının durumuyla alakadar olma arzusu coğrafi sınır tanımıyordu. 1925’lerde Rusya Müslümanlarının durumuyla ilgili yazılar yazarak kamuoyunun dikkatini onlara çekmek istemişti. Bir yazısında “Komünistler Taşkent’te bir okulu yaktılar, yerine Leninin heykelini dikiyorlar. Bu durum Bolşevikliğin İslam’a ve Müslümanlara düşmanlığının açık bir örneğidir.’’ Haberini veriyordu.21 Yıllar sonra Şihab dergisinde yazdığı bir makalede ise, el-Fetih dergisinden naklen Yahudilerin Bolşevik ihtilalindeki rollerini açıklıyordu. Buna göre ihtilale Yahudiler hakim olmuşlar ve ihtilal esnasında ve sonrasında hiçbir hak ve imtiyazları kaybetmemişler hatta eskisinden fazlasını elde etmişlerdi. İbn Badis Rusya Müslümanlarının ileri gelen âlimlerinden Musa Carullah’ın Hicri 1344’de Mekke’de düzenlenen bir kongrede yaptığı konuşmadan konuyla ilgili şu pasajı aktarıyordu:

Bolşevikler her dinden insanlara karşı düşmanca davranıyorlar; bu düşmanlıklarından sadece Yahudiler zarar görmüyorlar ve onlar güvence içindeler. Aslında bütün hükümetler Yahudilerin elinden bulunuyor. Bu sebeple de Yahudiler, diğer dinlere mensup insanlara hükmediyorlar.22

İbn Badis’in İslam Dünyası’nda en çok önem verdiği mesele belki de Filistin Meselesi idi. O, İsrail’in kutsal topraklarda kuruluşunu görmeden vefat etti, ama burada meydana gelen olaylar onun bakışlarını fitneci Yahudilere çevirmeye yetti.

Abdulhamid b. Badis, İslam Dünyasında matbuatta çıkan ve Müslümanlar için önemli olan siyasi yazıları da iktibas yoluyla dergisinde yayınlardı. Mesela, ‘’el-Kifahu’l-Irakkiye’’ isimli derginin Zilhicce 1357/1939 tarihli sayısında çıkan şu yazıyı iktibas etmişti:

Müslümanlar ancak politikalarını İslam’a yönlendirirlerse kurtulurlar. Müslüman milletler ve yöneticileri yabancı devletlerin dostluğu dairesinde düşündükçe, onları taklid edip onlar gibi olmaya çalıştıkça kesinlikle dirilip doğrulamazlar. Günümüz İslam dünyasında siyasi liderler, İslam’ı siyasi, iktisadi ve ictimai yönlerden incelemiyorlar ve bu boyutlarıyla görüyorlar; tersine Ortaçağ Hristiyanlığı enkazı üzerinde kurulmuş olan Avrupa siyaset düşüncesinin çömezleri durumundalar. Ortaçağ’da Kilise, ilim ve siyaset alanlarında devletin düşmanı idi. Avrupalılar da kiliseye karşı şiddetle cephe aldılar. Onlar, Kiliseye olan düşmanlıkları sonradan bütün dinlere düşmanlığa dönüştürdüler.23

Kısaca İbn Badis, ’’Müslümanlar bir tek vücut gibidirler’’ emr-i Nebevi’sinin gereği olarak, elinden geldiğince, sadece ülkesinin Müslümanlarının dertleriyle değil, tüm dünya Müslümanlarının dertleriyle hem dert olup çözüm önerileri üretti.

İbn Badis Mücadele Metodu

İbn Badis Müslümanların modern toplum olmanın gereği olarak çeşitli sahalarda ve düzeylerde örgütlenmesini isterdi. Çünkü örgütlenme Müslüman toplumun bağımsızlık ve kurtuluşunun en önemli adımlarından birini teşkil eder. İbn Badis’in halkın uyanışı ve teşkilatlanması yolunda benimsediği ve uygulamaya çalıştığı metotları şöyle sıralayabiliriz.

1-  Halk kitlelerine ulaşmak, onlara katılıp kaynaşmak, sonuçta hakla bütünleşip büyük bir güç oluşturmak.

2-  Halkın tabii liderleri durumundaki önemli şahsiyetlerle özel ilişkiler kurup görüşmek ve konuşmak.

3-  Halkın uyanması için sadece eğitim öğretimle yetinmeyip, ülkenin ekonomik, sosyal ve diğer alanlarında söz sahibi olan kimselerle hususi münasebetler tesis etmek, onların uzmanlık alanlarında iyi yetişmelerine katkıda bulunacak dernekler ve teşkilatlar kurmak.

4- Din ile siyaseti bir bütün olarak değerlendirip, kesinlikle birbirinden ayırmamak. Böylece siyaset bazı liderlerin keyfi yönetimi olmaktan kurtarılır da dinden kaynaklanan ve ondan beslenen bir konuma gelir.

5-  Fütüvvet ve kuvvet ruhu ile birleşmiş bir dini terbiye uygulamak.

6-  Eğitimcilere, öğretmenlere ve yazarlara önem vermek.

İşte bu ilkeler doğrultusunda çeşitli faaliyetlerde bulunan İbn Badis, halkını uyandırmak için var gücüyle çalışır; onların arasına karışır ve onlarla tartışıp konuşurdu. Gittiği her yerde, önce camiye gider ve orada insanlara hitap ederdi. Daha sonra mülki idare amirini, işyerlerini ve ticarethaneleri ziyaret ederdi. Buralarda halkın sorunlarını dinler, onlarla tartışırdı. Halka yaptığı konuşmalarda İbn Badis genellikle şu hususlar üzerinde dururdu:

1-  İslam kardeşliğini yerleştirmek

2-  Adaletli, renk, ırk ve sınıf ayrımı tanımaksızın yaygınlaştırmak.

3-  İnsan haklarına saygılı olmak.

4-  Genel ihsanı sağlamak, nimetlerden herkesin yararlanmasını temin etmek.

5-  Zulmün her çeşidine karşı çıkmak.

6-  Akla, düşünceye önem vermek ve onu hayata hakim kılmak.

7-  Herkesi din ve diyanetini yaşamakta serbest bırakacak bir din hürriyeti sağlamak.

8-  Fakirleri, zenginlerin mallarına ortak etmek, çalıştıranla çalışanları, arazi sahipleri ile ırgatları ortak yapmak.

9-  Zayıfa yardım etmek, cahili eğitmek, sapığı hidayete yöneltmek.

10- Köleliği yasaklamak.

11- Yönetimi istişare yolu ile yapmak, istibdada karşı durmak.

12- Her türlü bid’ata dinde kesinlikle yer vermemek lazımdır.

İbni Badis Hakkında Yapılan Önemli Çalışmalar

İbn Badis hakkında çok şey yazılmıştır. O, Doğu’da ve Batı’da çok sayıda müstakil kitabın, ilmi araştırmanın ve akademik çalışmanın konusu olmuştur. Hakkında Arapça, Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve İtalyanca birçok çalışma vardır. Onlardan bazılarına kısaca değinmek istiyoruz.

İbn Badis üzerine yapılan çalışmaların en önemli ve kapsamlısı, onun öğrencilerinden Prof. Dr. Amar Talbi’nin Abdulhamid b. Badis, Hayatühü ve Asaruhu( Abdulhamid b. Badis, Hayatı ve Eserleri, 4 cilt, 1968) adlı eseridir. Talbi, bu çalışmasında, hocasının Mecalisüt’t Tezkir ünvanlı kitabındaki makalelerin ciddi bir tahlilini ve değerlendirmesini yapmıştır. Çalışma ayrıca İbn Badis’in faaliyetlerini ve eserlerini tüm yönleriyle ortaya koymaktadır.

Bessam el- Aseli ise, Abdulhamid b. Badis ve Bina-ü Kaideti’s-Serveti’l-Cezariyye (Abdulhamid b. Badis ve Cezayir Devriminin Temeli, Beyrut 1986) adlı çalışmasında imamın hayatını ve ıslah hareketini değerlendirir. Badisçi Islahokulu diye adlandırılan hareketin teorik ve pratik yönlerini inceler, harekete katılan âlimleri ve üyeleri tanıtır.

İbn Baids’e tahsis edilen araştırmalardan birisi de Dr. Mahmut Kasım’ın el-İmam Abdulhamid b. Badis: ez-Zaimur-Ruhi li Harbit-Tahriri’l-Cezairiyye Cezayir Bağımsızlık Savaşının Manevi Önderi İmam Abdulhamid b. Badis Kahire 1967) isimli eseridir. Kitapta İbn Badis’in düşüncesi ve davet metodu değerlendirildiği gibi, O’nun birçok yönden İmam Maturidi ve benzeri büyük âlimlerle mukayesesi yapılır.

Mazin Salah Mutabbakati ise Andulahmid b. Badis el-Alimür-Rabbani ve’z-Zaimu’s-Siyasi (Rabbani Âlim ve Siyasi Önder, Abdulhamid b. Badis Cezayir, 1990) adını taşıyan eserinde Arapça ve Fransızca kaynaklara dayanarak Şeyh’in düşünce yapısını ve ıslah hareketinin esas unsurlarını inceler.

Dr. Ahmet el-Habib de Cemiyetül-Ulemai’l-Müslimini’l-Cezairiyyin ve Esaruha’l-Islahi fi’l Cezayir ( Cezayirli Müslüman Âlimler Cemiyeti ve Cezayir’de Islah hareketine tesiri, Cezayir 1985) isimli eserinde Âlimler Cemiyeti hakkında çok ayrıntılı bilgi verirken, İbn Badis’in ıslahatçı hareketteki yerini ve faaliyetlerini de tüm yönleriyle inceler.

Dr. Fehmi Salt ise Hareketü Abdulhamid b. Badis ve Devruha fi Yekazati’l-Cezayir ( Abdulhamid b. Badis Hareketi ve Cezayir’in Uyanışındaki Rolü, Beyrut, 1983) adındaki kitabında Badisçi ıslah hareketinin Cezayir halkının uyanışında ve bağımsız mücadelesindeki etkisini ortaya koymakatadır.

Batıda, Andre Dirlik, Abdulhamid bin Badis (1889-1940) İdeologist of İslamic Reform and Leader of Algerian National Movoment( basılmış doktora tezi. Mc. Gill Üniversitesi Kanada 1971) isimli araştırmasında Cezayirli milli ve dini önderi her yönüyle ele alıp tanıtmaktadır. Ali Merad ise ibn Badis: Commentateur Coran (Paris,1974) isimli akademik çalışmasında onun tefsir yönünü ele alır ve değerlendirir.

Sonuç

Hayatını genelde İslam dünyasının, özelde Cezayir’in uyanmasına ve kurtulmasına adayan Abdulhamid b. Badis’e göre Müslüman Cezayir toplumunun çöküş nedenlerinin başlıcaları, İslam’dan uzak kalmak, sömürgecilik yüzünden fakir düşmek ve ahlaki değerleri yitirmektir. O, bu amillerin toplumu sosyal, siyasi, ekonomik ve dini yönlerden tam bir çöküntüye götürdüğü kanaatindedir.24

Bunlara ilaveten İbn Badis, istibdat idarelerinin de İslam toplumunun çökmesini hızlandırdığını söyler. İster başka adlarla olsun her türlü istibdat uygulamasının İslam toplumlarını geriletmiş olduğunu, istibdat yönetimleri karşısında sessiz kalan âlimlerin uygulanan politikalarda sorumlulukları bulunduğunu söyleyen İmam İbn Badis, herkesi zulme ve istibdata karşı tavır almaya çağırır. O, âlimlerin dinamik ve haksızlığa boyun eğmeyen bir toplum ruhu oluşturmalarını ister.

İbn Badis’in öngördüğü ıslah hareketinin temel özelliklerini şöyle özetlemek mümkündür:

1-   Islah işi yavaş ve yumuşak olmalı.

2-   Olaylar kaderciliğe kapılmadan, sebep sonuç ilişkisi içinde değerlendirmeli.

3-   İman ve takva güçlendirilmeli, teori ile pratik birleştirilmeli.

4-   Eğitime önem verilmeli.

5-   Kur’an ve Sünnet’e dayalı, Arapça malzemeli özgün dini ve milli kültür, halkın düşüncesine hakim olmalı.

Sosyal ve siyasi meselelerle yakından ilgilenmesine rağmen İbn Badis’in ıslah hareketi esas itibariyle dini ve ahlakidir. Cehalet sebebiyle bozulmuş bir sosyal çevrede yetişen Müslümanlara dini ve ahlaki değerlerini yeniden kazandırmaya yöneliktir. O, Kur’an ve sünnete dayalı dini ve ahlaki ilkelere Müslüman gönüllerine ve hayatlarına yerleştirmek ister. Bunu yaparken de Kur’an ve Sünnet ışığında İslam’a dönüp eğiti-öğretim yapmak, Müslüman kimliğine kavuşmak, yabancı ve yerli sömürgecilerle mücadele etmek gerektiğini söyler.

İbn Badis, camiyi davetinin ve hareketinin merkezi yaptı. Siyasi örgütlenmenin yasak olduğu o dönemlerde camiler Müslümanların uyanmasında ve istiklal mücadelesine başlamasında istisnai bir vazife görmüştür. Günümüz Cezayir Müslüman gençliği, önemli ölçüde camilerdeki bu eğitim-öğretimin ürünüdür. İbn Badis, bu çalışmalarında dört şey hedefliyordu: İslam, Araplık, İlim ve Fazilet. O, bu hedeflere yönelik düşüncesini camiye soktu, halka maletti. Aslında Müslüman bir toplumda düşünceler ve teoriler camilere girip halk tarafından kabul edilmedikçe kalıcı ve etkili olamaz.

19. yüzyılda Cemaleddin Efgani ile başlayan ve M. Abduh ile gelişen ıslahatçı selefi düşüncenin Kuzey Afrika’daki en büyük temsilcisi Abdülhamid b. Badis olmuştur. Bu hareket bazı kanallardan tüm Kuzey Afrika’daki en büyük temsilcisi Abdülhamid b. Badis olmuştur. Bu hareket bazı kanallardan tüm Kuzey Afrika’ya geçmiş çeşitli çevrelerde yerleşmiştir. Bizzat 1903’te M. Abduh’un Cezayir’i ziyaret edişi, el-Menar dergisinin ülkeye girmesi de hareketin bu bölgede yayılmasında ve taraftar kazanmasında etkili olmuştur. Islahatçı selefi hareketin amacı, emperyalizme karşı İslam topraklarını siyasi, fikri, ekonomi ve kültürel platformlarda savunmaktı. Bunun gerçekleştirilebilmesi için de Müslümanların uyandırılması ve İslam Rönesans’ının başlatılması lazımdı.  Bu gayeye ulaşabilmek için ise İslam’ın tarihi tortularından arındırılması gerekiyordu. Bu ilkeler doğrultusunda fikri ve siyasi faaliyetlerde bulunan İbn Badis, Cezayir’de inançlı, ahlaklı ve gerçek kimliğini kazanmış bir topluluk yetiştirerek bağımsızlık hareketini başlattı. Kendisi Cezayir’in bağımsızlığını görmediyse de yetiştirdiği insanlar kahramanca savaşarak istiklallerini kazandılar.

Dipnotlar:

1 (Nisa 103)

2 Bu konuda geniş bilgi için bkz. es-Sakafe Der. Sa 13-76. Ramazan/Şevval 1403/1983

3 Neml, 18

4 Şihab, Der. C. 2. S. 9 sene 1356/1937, s. 34

5 Şihab, 3. s. 3. Sene 1356/1937. s. 13

6 Şihab, 2. 1356/1938, s. 38

7 bkz. Şihab. 1. s. 7. 1350/1931 s. 12: C. 4. s. 14. 1357/1938 s. 17

8 es-Sıratu’s-Seniyye, s. 15. 8 Ramazan 1352/1937 s. 7

9 el-Basair, Der. s. 43, 28 Şaban 1355/1936

10 Dr. Mahmud Kasım, el-İmam Abdülhamid b.Badis, ez-Zaimu’r-Ruhi li Harbit-Tahriri’l-Cezairiye, Cezayir, 1967, s. 22

11 Bu konuda geniş bilgi için bkz: E.Sadullah, Re’yi fi Devri Cemiyett’l-Ulema, Şaab Gazetesi, 5 Ramazan 1406/1986

12 R.Ageron, Histoire de’l’Algerie Contemporain, Paris, 1979, C. 2. s. 332

13 İbn Badis: Commentateur du Coran, Paris 1979

14 Şihab, 2. 8 Şevval 350/1931. s. 3

15 Geniş bilgi için bkz: Muhtar Fıylali. Neş’etü-l-Murabittin ve’t Turiki’s Sufiye ve Eseruhuma fi’l Cezayir Hilale Ahdi’l Osmani. s. 50-54

16 Geniş bilgi için bkz: M.Beşir İbrahimi, Tasdir li-Sicilli Mutemeri Cemiyett’l Cezairiyyini’l Hamis, Cezayir, 1935. S.37

17 Bkz: A. Hammani, Sırat beyne’s-Sunne ve’l-Bid’a, 1 Konstantin, 1985, C 1. S.99

18 Bkz: Mazin Slah Mutakkabati, Abdulhamid b. Badis, Cezayir 1990. 121

19 Bkz: Şihab, 2. S. 13. 1356/1937

20 Bkz: M. Salah. Age.. s. 128

21 Muntakıd, s. 1. 11 Zilhicce, 1343/2 Eylül 1925

22 Şihab. 1. S. 622. 1350/1931

23 Şihab, 2. S. 15. 1358/1939

24 Bkz: Mecalisu’t-Tezkir Tefsiri. S. 220

Kaynak: İslami Araştırmalar Cilt: 7, Sayı 3-4, Yaz-Güz Dönemi 1994

 

Not: Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Urvetü'l Vuska'nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer